Olmert’in insafına kalmadı Gazze

Günlük Yaşam Add comments

Bizi soracak olursanız biz çok öfkeliyiz..

Kimsin sen Kim?
Adının içinde yanlışlıkla mertlik geçen kan heykeli adam …
Kimsin sen…
Seni çekiç suyuyla mı beslediler…
Asitli diken kundağında mı büyüdün.
Evinizin penceresi hep merhametsizliğe mi baktı küçükken.
Annen saçlarını çamurla mı yıkadı…
Sınıfta en arka sırada oturup, tahtaya kalaşnikofla mı kalktın..
En sevdiÄŸin hayvan yılan mıydı senin…
Rezil mi olurdun arkadaÅŸlarına bir kuÅŸu öldürmeyince…
Defterin köpeklerle mi kaplıydı.
Seni Rahibe terasalar mı kutsadı…

Kimsin sen Kim?
Saçlarının arasında mıydı bitlenmiÅŸ bombalar…
Vicdansızlık ormanının tanrısız kralı mıydın.
Isırgan otlarını mı diÅŸledi ateÅŸ yutan aÄŸzın…
İnsan olmayacaksan niye giydin bu ÅŸehrin ölümünü…
Düğününde sırtlanlar mı çekti fotograflarını
Eve giderken ekmek yerine kurt mu kaptın mermi fırınlarından…

Bizi soracak olursanız biz çok öfkeliyiz…
Olmertin insafına kalmadı Gazze…
Olmertin insafına tenezzül etmeyen Gazze’li çocukların ruhuna düğüm düğüm cennet sessizliÄŸi diliyoruz…

Bırakalım Olmertin ikinci adını Allah koysun…
Allah koysun…

Bizi soracak olursanız biz Olmertin insan olmadığını düşünmeye devam ediyoruz..

Esra Elönü




10 Responses to “Olmert’in insafına kalmadı Gazze”

  1. Sıradan Vatandaş Says:

    Etrafıma bakıyorum, herkes bağırıyor. “Kahrolsun İsrail” diye. Bir yandan bayraklar yakılıyor, ayaklar altında çiÄŸneniyor. Allah adı hiç ağızlardan düşmüyor. Sonra soruyorum kendime, bu ne rezalettir diye. Bizlere bak, Müslüman diye övünmekten çatladığımız, ÅŸu kibirli insanlara. Ne hallere düştük. Müslümanlığı sokaÄŸa çıkıp birilerine küfretmekle eÅŸdeÄŸer görenler olduk bizler. Her ne amaçla olursa olsun, birilerinin bayrağını yakmayı, çiÄŸnemeyi hak sayar, birilerinin dinine küfreder olduk. Bir yerlerde bombalar patlıyor, ama asıl bomba çok önceleri, yüzyıllar önce bizim içimizde patlamış zaten. Hepimizi almış baÅŸka yerlere fırlatmış. Bağımsızlık diye yılana (İngilizler) sarılan eller, kendi eliyle toprağını satan, talan ettiren eller, yetmezmiÅŸ gibi gidip birbirine düşen, birbirlerini öldüren eller. Müslümanı müslümana kırdıran eller. Åžimdi aÄŸlıyorlar. Niye, kendi ettiklerinin ceremesini çekiyorlar. Ne oldu. Atalarımız dememiÅŸmiydi, “rüzgar eken fırtına biçer diye”. Hala bile birlik olamayan, toplum olmanın, millet olmanın ne demek olduÄŸunu yüzlerce yıldır idrak edemeyen bir toplumdan bahsediyoruz.

    Hani Kuran’da Yahudilerden “lanetlenmiÅŸ toplum” diye bahseder ya, eÄŸer bir kitap daha gelecek olsaydı, onun içinde mutlaka bu toplumun yanında “Arapların”da adı geçerdi. Allah Araplara bu yüzyılda öyle bir nimet vermiÅŸ ki, oturup kalkıp dua etmeleri gerekir. Kimde var bu nimet. Tonlarca petrol. Ama Araplar ne yapıyor. Hiç. Yatıyor… Bırak diÄŸerleri (Amerika, İngiliz) çıkarsın petrolü, biz paramıza bakarız, israf eder saçarız paraları, çalışmaya ne lüzum var, bazı enayiler çalışıp üretiyor ne de olsa. Biz yatarız. KomÅŸum mu ölmüş, kimin umrunda, geçerken bir tekme de ben atarım olur biter. Babasını da sevmezdim zaten. E, ne olacak peki. 50sene sonra petrol bitince ne olacak. Ben söyliyeyim. Rezil bir toplum, rezilliÄŸini haykırırcasına ortaya dökecek. Yazık diyorum. Nerde Kuran’daki müslümanlık, nerde yaÅŸanan müslümanlık. Acıyasım geliyor Filistinlilere ama olmuyor. Acırsam çocuklara acırım. Gerisi umrumda bile olmaz emin ol. Hakettikleri gibi yaşıyorlar. Kuran’da derya, “Ben kullarıma zulmetmem, onlar kendi kendilerine zulmedeler; ancak pek çoÄŸu bunun farkında deÄŸildir” diye. Bizler de birbirimize zulmediyoruz, en çok da en yakınlarımıza…

  2. Ahmet Kaymaz Says:

    Sevgili “Sade VatandaÅŸ”,

    Öncelikle yalın ve güzel bir Türkçe kullanmanızdan dolayı tebrik ederim. KeÅŸke bunu her sade vatandaÅŸ yapabilse. Yorumunuza gelince ne yazık ki düşüncelerinize katılamıyorum. Yorumunuzda tarihsel zemini kullanmadığınızı, doÄŸrudan bugünlerde herkes tarafından dillendirilen yüzeysel bir bakış ile deÄŸerlendirme yaptığınızı düşünüyorum. Yorumunuzda bahsi geçen maddelerin başında özelde Filistin’in genelde Arap dünyasının bütün bunları hakketiÄŸini düşünmenizdir. DediÄŸim gibi bu konuda yalnız deÄŸilsiniz çünkü ÅŸu anda Türk’lerin çoÄŸu bu ÅŸekilde düşünmektedir. Burada ayırt etmemiz gereken en önemli konu lider ve halkların ayrı tutulması ve milliyetçiliÄŸin bu tür süreçlere dahil edilmemesidir. Sadece bu olayda deÄŸil tüm olaylarda arap liderlerinin pasif olduÄŸu, çok ucuza satılmış uÅŸaklar olduÄŸu konusunda size katılıyorum. Fakat en çok canımı acıtan ÅŸey bu ciÄŸeri beÅŸ kuruÅŸ etmeyen liderlerin birÅŸey yapması deÄŸil Filistin’lilerin bunu hakkettiÄŸinin dile getirilmesidir. Ne zaman insanların başına bu tür ÅŸeyler gelse hemen onların bunu hakketiÄŸi düşüncesi oluÅŸur. Aynı durum “eÄŸer şöyle böyle yapmasaydık müslüman coÄŸrafyası bugün bu durumda olmazdı” düşüncesi için de geçerlidir. Ben bu iki düşüncenin de saÄŸlıklı olmadığını düşünüyorum. Çünkü Avrupa’nın bugün sanayi, bilgi teknolojileri (insan haklarını yazmayacağım) konusunda ileride olması, müslüman dünyasının da geride olması Allah’ın Avrupa’yı seçkin kıldığı anlamına gelmez. Bu tamamen çalışmakla ilgili bir olaydır. Bu geliÅŸme, Allah tarafından onlara hakkettikleri için verilen birÅŸey deÄŸil onların uzun süre çalışmaları sonucu elde ettikleri bir baÅŸarıdır. Allah’ın bu dünyada herkese eÅŸit davrandığına, sadece müslümanlara kıyak geçmediÄŸine, maddi çalışmanın karşılığı adil olarak verdiÄŸine inanıyorum. Yani müslümanlar bu konuda imkân ve kaynak yetersizliÄŸinden birÅŸey yapamadılar. Bunun nedenini de burada basit bir cümleyle açıklamak çok zor. Bunun temeli taa coÄŸrafi keÅŸiflere kadar dayanmaktadır. Müslümanların bahsi geçen konularda geri kalmalarının temel nedenleri eÅŸkiyanın geçtiÄŸi yolda yaşıyor (ortadoÄŸu) olmaları ve kaynak ve emeklerinin uzun yıllar önce aşındırılmış olmasıdır. Bu halklar tarihte savaÅŸ ve baÅŸlarındaki gereksiz liderler yüzünden bir türlü fırsat bulamamışlardır. Bırak koca ortadoÄŸu dünyasını sadece Türkiye’ye bakmamız yeterlidir. Türkiye 2010 yılında hala insanların kılık kıyafetiyle, hala rejim tehlikesiyle, derin devletiyle, darbeleriyle, hesap sorulamaz insanlarıyla, yoksulluk ve yolsuzluklarıyla boÄŸuÅŸuyor. Ne zaman başını kaldırıp teknoloji, sanayi, eÄŸitim, saÄŸlık konularında iyileÅŸtirme yaparsa o zaman iyi bir noktaya gelir yoksa sadece müslüman veya Türk olduÄŸu için Allah’ın kendilerine bu konularda baÅŸarı vereceÄŸini sanmıyorum. Aynı durum ÅŸu anda Filistin’de savaşın olması Türkiye’de olmaması için de geçerlidir. Onların bunu hakkettiÄŸini bizim ise Türk olduÄŸumuz için ÅŸu anda rahat ettiÄŸimizi söylememiz adil olmaz. Filistin’in ÅŸu anda bu durumda olmasının nedeni, İsrail’in duyarsız iÅŸgal düşüncesi ve gerek silahla gerekse diplomasiyle buna karşı çıkacak bölge liderlerinin olmamasıdır. Bu yüzden bu bölgede 11 Eylül ve Irak iÅŸgali dahil olmak üzere, 1970-Kara Eylül olayından bu yana bölge kan kaybetmektedir. Satılmış Mısır’ı da dahil edecek olursak bu bölgenin Türkiye, İran ve Mısır olmak üzere üç önemli aktörü bulunmaktadır. Fakat bunların başında bölge için önemli kararlar verebilecek ve uygulayabilecek liderler bulunamadı. Burada toparlayıcı olması gereken gerek batıyla olan iletiÅŸimi gerekse tarihsel dokusundan dolayı Türkiye olmalıydı, olmalıdır. Fakat Türkiye’nin en büyük sıkıntısı kendini hep komÅŸulardan izole etmesi, saÄŸlıklı bir dış politika sunamamasıdır. Yıllarca okullarda “Dört bir tarafımız düşmanlarla çevrili” anlayışıyla, “Türk’ün Türk’ten baÅŸka dostu yoktur” inancıyla, güvenlik sorunuyla büyütüldük. Bu bakış açısı, bölge devletleriyle, komÅŸularla saÄŸlıklı bir iletiÅŸim kurmasına engel olmuÅŸtur. Kısacası bölgede Arap liderleri çoktan satın alındı, Türk liderleri ise kendi iç sorunlarıyla boÄŸuÅŸmak zorunda kaldı. Bu yüzden söz hakkı hep eÅŸkiyalarda oldu. Artık bu söz hakkını onlardan alacak bir güce ihtiyaç var. Bu gücün milliyeti çok ta önemli deÄŸil. Çünkü 1948′deki ilk Arap-İsrail savaşı, Arap MilliyetçiliÄŸi’nin ve bu topraklarda yaÅŸanılan bazı olayların Türk MilliyetçiliÄŸi’nin çok ta önemli bir parametre olmadığını göstermiÅŸtir. Mesele ırkı deÄŸil toprağı, halkı, deÄŸerleri korumaktır.

  3. Ahmet Kaymaz Says:

    Bu savaşın bir İsrail-Arap savaşı olmaktan çok (siyonist ve müslümanlar arasında geçen) bir din savaşı olduğu kanısındayım. O yüzden milliyetçiliği bir kenara bırakıp tüm bölgenin komşuluk ilişkilerini düzeltip başlarına adam gibi yöneticiler getirip bu işi diplomasiyla, diyalogla çözmesi gerekir. Sürekli aşağılanan, 40 yıldır toprakları işgal edilen halkın bunu hakketiğini söylemek çok acımasız, adil olmayan bir yorum olur. Çünkü siyonistler de müslümanların bu dünyada yaşama haklarının olmadığını, her türlü işgali, vahşeti hakkettilerini söylüyorlar.

    Allah aÅŸkına Filistin’lerin kendi topraklarını kendi elleriyle sattığını nerden çıkarıyoruz. Çok fazla tarih bilmeye de gerek yok; Yahudiler ilk olarak 1882 yılında Filistin bölgesinde bir yerleÅŸke kurmaya karar vermiÅŸlerdir. Ve hepimiz biliyoruz ki bu amaçla siyonist düşünce lideri Theodor Herzl, 1896-1902 yılları arasında II. Abdülhamid’e birçok kez gelerek o zaman Osmanlı Devleti sınırlarında bulunan Filistin bölgesinde para karşılığında toprak istemiÅŸtir. Hatta kendisi gazeteci olduÄŸu için padiÅŸaha medya desteÄŸini ve Osmanlı’nın batıya olan borçlarının ödeneceÄŸini teklif ettiÄŸi de tarihsel bir not olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu meÅŸhur pazarlıklar Filistin meselenin en önemli zeminini oluÅŸturmaktadır. O zamanda moratoryum ilan etmiÅŸ ve dibe vurmuÅŸ olan Osmanlı için bu teklifler cazip görünse de II. Abdülhamit hepsini geri çevirmiÅŸtir. Ne zaman II. Abdülhamit tahtan indiyse o zaman bu adamlar Filistin topraklarına yerleÅŸtiler. Bunu da Osmanlı’daki musevileri kullanarak çeÅŸitli entrika ve yerel kanunlarla yaptılar. Bu noktada geçmiÅŸi eleÅŸtirip, Osmanlı zamanında yahudilere kapıları açmamalıydı, İspanya’daki vahÅŸette onları yalnız bırakmalıydı dememiz doÄŸru olur mu, bize yakışır mı. Biz insanlık yaptık ama onlar bunu suistimal ettiler. Aynı durumda ermeniler için de geçerli. Yani Filistinlilerin kendi topraklarını kendi elleriyle sattığı düşüncesi doÄŸru deÄŸil tamamen siyonist tarihçilerin uydurmasıdır. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan ve her yerde bunu dile getiren bizlerin 1917-Balfour Deklerasyonunu yeniden okumasını tavsiye ederim. EÄŸer doÄŸru olsaydı bugün Filistinlerin bunların karşılığında aldıkları parayla dünyanın herhangi bir yerinde rahat ettiklerine ÅŸahit olurduk. Filistin halkı toprağını satmadı, içlerindeki hainler ve iÅŸe yaramaz liderlerden dolayı topraklarından sürüldüler. Bu yüzden aldıkları parayla rahat bir yaÅŸam sürmek yerine çoÄŸu hala mülteci kamplarında yaşıyor. Ve kimse de bu kavgada onların yanında yer almadı. Ayrıca son 30 yıldır her türlü cazibeli teklife raÄŸmen 30 yıl içinde satılan toplam arazi miktarı binde dokuzda kalmıştır. Yahudiler, her türlü teklife hayır diyen, topraklarını satmayan Filistin halkını sıkıştırıp, yaÅŸamlarını cehenneme çevirip, onları susuz, ışıksız bırakıp göçe zorlamaya ve iÅŸgal etmeye baÅŸladı ve devam ediyor.

    Ayrıca kaldı ki Filistin’in başına gelenler için sadece arap liderlerinin tepki göstermesini beklemek ÅŸovenist bir düşünce olur. Orada ölenler dil, din, tarih ve kültür baÄŸları açısından Arap olsa da araplıktan önce insanlar, çocuklar, kadınlar. Dolayısıyla bu katliama her insanın, her çocuÄŸun ve her kadının tepki göstermesi gerekir.

    Bu süreçte bu bölgenin çıkarması gerek ders, Theodor Herzl, Fransa’da Hukuk bölümünde öğrenciyken yaÅŸanan katliamları görerek nasıl ki düşüncesine daha çok baÄŸlandıysa ve yahudiler için bir devlet tasarlamaya gittiyse ve sırf bir karış toprak almak için siyonistlerden 5 milyon altın topladıysa bu bölge halkının da Gazze katliamını unutmaması, kendine çekidüzen vermesi, deÄŸerlerine daha fazla baÄŸlanması ve en önemlisi inadına üretken, idealist olması gerekir. Yoksa sadece tüketen bir toplum olarak mitinglerle, seminerlerle, bildirilerle bu iÅŸ çözülmez. Fakat bunları da küçümsememek gerekir.

    Verdiğiniz ayeti doğrudan bu şekilde algılamamız üzücü bir durum. Çünkü biz de bu topraklarda çok kan verdik, çok zulüm gördük. O zaman biz demi bunu hakketmiştik. Peygamber çok zulüm gördü o da mı hakketti. Yahudiler geçmişte Zekeriyyâ, Yahyâ, Amos, İşaya gibi birçok peygamberi öldürdü. O peygamberlerin bunu hakkettiğini söylememiz doğru olur mu.

    Yorumunuzdaki diÄŸer madde ise insanların tepki gösteriÅŸ ÅŸeklini olumsuz yönde eleÅŸtiriyor olmanızdır. Ben kimsenin müslümanlığı sokaÄŸa çıkıp birilerine küfretmekle eÅŸdeÄŸer gördüğünü, yahudiliÄŸe küfrettiÄŸini sanmıyorum, insanlar elinden geldiÄŸince bu katliama tepkilerini göstermeye çalışıyor. Bu tür durumlarda İsrail veya Amerikan bayraklarının yakılması klasik olduÄŸu için yapılmaktadır. İsrail’in veya Amerika’nın kendi bayraklarının yakıldığı için rahatsızlık duyduÄŸunu sanmıyorum. Zaten kendi bayrağına saygısı olsa baÅŸka halka da, halkın bayrağına da saygısı olurdu. Bununla birlikte dağıldığımız, eksik kaldığımız, boÅŸ iÅŸlerle uÄŸraÅŸtığımız, sadece tüketen olduÄŸumuz konusunda size katılıyorum. Fakat yine de Filistinliler bunu hakketti demeyelim. Hele Filistin için bunu hiç demeyelim.

    Son söz olarak İsrail’in nasıl kurulduÄŸunu yeniden araÅŸtırmamızın ve Arapların Osmanlıya ihanet ettiÄŸinin doÄŸru olmadığını ve 1-2 kiÅŸinin bunu yapmış olsa da bunun tüm halka genelleÅŸtirilmeyeceÄŸini, yarın Filistin’in yerinde bizim olma ihtimalin olduÄŸunu bilmemizin daha doÄŸru olacağını düşünüyorum.

  4. Sıradan Vatandaş Says:

    Ben yazımda, bu olanların Allah tarafından Filistin’lilerin ya da Arapların başına geldiÄŸini belirtmiyorum, sadece Kuran’daki çok güzel bir ayetten alıntı yaptım. Ne yapıyorlarsa, ne yaptılarsa kendilerine yaptılar diye. Tekrar ediyorum, Allah der ki, “ben size zulmetmem, sizler kendi kendinize zulmedersiniz”. İkinci olarak, ben bu yazdıklarımı tarihi baz alarak yazdım. Bir ülkenin mandası altına giren bir toplum, vatanını kendi eliyle düşmana teslim etmiÅŸ demektir. EÄŸer Türkiye bugün iyi ya da kötü özgür bir ülkeyse, bunu Amerikan ya da İngiltere mandası altına girmemesine borçludur. Evet, Siyonistler 1. Dünya Savaşı’ndan önce bir vatan arayışına girmiÅŸlerdir. Hatta Osmanlı’ya o bölgeyi kendilerine satmalarını önermiÅŸlerdir. Ardından gelen savaÅŸ ve Balfur deklerasyonu bu geliÅŸimin önünü açmıştır. Ama asıl kopuÅŸ noktası, Filistin’in İngiliz mandası altına girmesi, özgürlüğünü kendi eliyle bir kenara itmesidir. O tarihe kadar bilinçsizce ya da art niyetli yapılan çalışmalar, toprak satışları, Yahudilerin o bölgeye bilinçli göçü bunların önünü açmıştır. Plan çok basitti. Araplar tarihin hiçbir zamanında (Hz. Muhammed ve sonrası birkaç yüzyıl hariç), birlik ve beraberlik saÄŸlayamamış, toplum olma, millet olma bilincini kavrayamamışlardır. İngilizlerin ağızlerına bir parmak bal sürmesiyle, Osmanlı’ya baÅŸ kaldırmışlardır. Güya Diyarbakır, Suriyeden baÅŸlayıp, Arap Yarımadası da dahil olmak üzere tüm bölge Araplara verilecek, sözüm ona orada Büyük Arap Krallığı kurulacaktı. Kuruldu mu hayır. Çıkan homurdanmalara son vermek amacıyla, İngilizler aldı eline cetveli, baÅŸladı bölüp biçmeye. Nereleri nasıl zayıflaÅŸtırırız, ülkeleri nasıl bloklara bölerizdi düşüncesi. Bir etnik gruba bir bölgeyi verirken, karşıt bir etnik gruba komÅŸu bölgeyi verdi. Niye, bu akılsızlar birbirlerine girsin, karışıklık olsun, bizde rahatlıkla bölgede atlarımızı koÅŸturalım diye. Nede olsa bölgede çok deÄŸerli ve kaybedilmemesi gereken bir ÅŸey vardı, Petrol. Araplar ne yaptı, saf saf, kuzu kuzu bu tuzaÄŸa düştüler, ruhları bile duymandan.

    Böyle bir toplumun elinden vatanını almak, çocuÄŸun elinden ÅŸekerini almak kadar kolaydır. Bu bilinçli hareket, 1. Dünya savaşı sonrasında sonuçlarını vermiÅŸtir. Buraya yerleÅŸen Yahudi’ler, soykırım ve dejenerasyon çalışmalarına baÅŸlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası, duygu sömürüsü oynayarak ve mazlum stratejisi geliÅŸtirilerek İsrail kurulmuÅŸtur. Ama peki ya Arap dünyasının, hele ki Filistin’lilerin tepkisi ne olmuÅŸtur. Hiç. Olamazdı da zaten. Çünkü millet olma bilinci hiç olmadıki. Hamas ile El-Fetih arasındaki o kıyımda öldürülenler neydi peki. Sadece gayri-müslim müslümanı öldürdüğünde mi olay oluyor. Ya müslüman müslümanı bu ÅŸekilde kıydığında durum neydi. İç çatışma deyip geçtik. Ama durum farklıydı, bu bir iç çatışmadan da öte, bir toplumun kendi sonunu kendi elleriyle nasıl getirdiÄŸinin apaçık bir belgesiydi. Onu ÅŸu kışkırttı, ÅŸu oldu, Amerika’nın, İsrail’in parmağı vardı vs. Önemli olan bunlar deÄŸil, önemli olan doÄŸan sonuçtu. Ve kimse suçu baÅŸkasına atarak bu vebalin altından da kalkamaz. Peki ne oldu. Bu güne nasıl gelindi.

    Tarihin her döneminde haksızlık, zulüm, zorbalık mevzu bahis olmuÅŸtur. Peki bunlardan kim kurtulabilmiÅŸtir; birlik içinde olup, tüm bunlara bir duvar gibi saÄŸlam durabilenler. DiÄŸerleri tarihin tozlu raflarında yok olup gitmiÅŸtir. Bundan sonra da durum aynı olacaktır. Bu insanlığın kaderinde var çünkü. Bir inanan olarak, herkes Cennet’e gidemeyeceÄŸine göre, bu durumların bir sonu da, en azından bu dünyada, olmayacaktır. Artı, yöneticilerin yaptığı hatalar ya da suçlar, bizzat yönetilenlerin sorumluluÄŸundadır. Kuran’da dediÄŸi gibi, “Kimse bana bu iÅŸi falanca kiÅŸi yaptırdı, ya da ben ona uydum, beni yoldan çıkardı” diyerek kurtulamayacaktır. Kim ne yapmışsa, kime uyduysa sonu o insanla aynı olacaktır. Bunu söylemek kolaydır. İsrail ve Amerika birlik olmuÅŸ bize zulmediyor, bizi ortadan kaldırmak istiyor. Evet, belki de doÄŸru bir yaklaşımdır bu. Ama yanlış olan yaklaşım, ülkesi senelerdir iÅŸgal altında olan sen, msülüman olmana bile gerek yok, sen vatanının için ne yaptın. Kendin için ne yaptın. ÇocuÄŸun için ne yaptın. Hiçbir ÅŸey. Özgürlük mücadelesi eline sapan alan çocukların saÄŸda solda koÅŸturmasıyla olmaz. Plansız programsız, birlik ve beraberlikten yoksun yapılan tüm mücadeleler baÅŸarısızlığa mahkumdur. Bunun sonuçlarını da görüyoruz zaten.

    En büyük sorun, baÅŸkalarından yardım isteyen kiÅŸilerin, kendilerine bile yardım etmek istememesidir. Hamas orada ateÅŸ altındayken, El-Fetih aÄŸzını bile açmamakta. Neden, o küçük akıllarınca, kendilerine karşı olan Hamas’ın yok olması onların çıkarına olacak ya. Vatan elden gitsin önemli deÄŸil, kendi otoriteleri sarsılmasın yeterki. Ya Mısır, İsrail Gazze’yi kuÅŸatıyor, tek çıkış kapısı Mısır, düşene bir tekme de onlar vuruyor. Bu mudur müslümanlık. Ben herÅŸeyi olduÄŸu gibi görmeye çalışırım. Ben de duygusallığa yer yoktur, çünkü bu aklımı bulandırır, saÄŸlıklı düşünemem. Ama gerçek olan birÅŸey var ki, orada ölen çocuklar, iÅŸte onların öbür dünyada, hem onları öldürenlere, hem de bu olayların baÅŸlarına gelmesine neden olan anne ve babalarına ateÅŸ püskürecekleridir. DediÄŸim gibi, orada olanları haketmeyen sadece çocuklar. Ne oluyorsa onlara oluyor.

    Bir gün biter mi bunlar? Evet biter. EÄŸer Filistinliler ve Araplar, hatta tüm müslümanlar, hatta zulme uÄŸrayan tüm toplumlar, ÅŸapkalarını önüne alıp biz niye bu haldeyiz diye kendilerine bir sorarlarsa, iÅŸte o gün bunların hepsi biter. Allah hakedenin yanındadır. Ben inanıyorum ki, sen vatanını hakkıyla savunurken, hem de müslümanken, Allah sana yardım etmesin. Sen üstüne düşeni yap ki, sonra Allah’tan yardım dile. Hiçbir ÅŸey yapmayıp, her sıkıştığında Allah’a sarılmak deÄŸildir müslümanlık, olmamıştır da. Hz. Muhammed zamanında, müslümanlar üstüne düşeni yapmasaydı, zannediyor musun ki Allah onlara yardım ederdi. O öyle bir Allah ki, Kuran’da Hz. Muhammed’e bile açık olarak ihtarda bulunmaktadır. EÄŸer sen bunca ÅŸeye raÄŸmen yanılgıya düşenlerden olsaydın, sana azabım, kimseye etmediÄŸim kadar büyük olurdu diye. Allah Hak’tır, hakkı hakedene tamamiyle verendir. Kimseye zulmetmez, ama kimseye de haketmediÄŸini vermez.

  5. Ahmet Kaymaz Says:

    DoÄŸrusu Allah, insanlara zerre miktarı zulmetmez. Fakat insanlar kendilerine zulmederler.” Kuran’da Yunus-44′teki bu ayet gibi Allah’ın kullarına zulmetmediÄŸine dair birçok ayet bulunmaktadır. Fakat bu ayet(-ler) bu dünyada başımıza bir bomba düştüğü zaman, ayağımız kırıldığı zaman, iÅŸÅŸiz-parasız kaldığımız zaman kısacası başımız derde girdiÄŸi zaman bunu insanoÄŸlunun kendi eliyle kendine ettiÄŸini kastetmiyor. Bu imtihan dünyasında insanların kendi elleriyle kendilerini iyilikten saptırıp kötülük yoluna soktuklarını ve bunun sonucunda öbür dünyada bu kötülüğün karşılığını alacağını anlatmaktadır. Yani öbür dünyada bazı insanların azap çekeceÄŸi bazılarının da güzel bahçelerde konaklayacağı sözkonusuysa kimin hangi listede olacağına Allah karar vermemektedir. İnsanoÄŸlu kendi elleriyle kendini o listeye sokar. Zaten kader inancı da bu demek deÄŸil midir. Evet Allah kimseye zulmetmedi veya zulmetmez de. Bu durumda öbür tarafta insanlara yapılacak azabı nasıl açıklayacağız iÅŸte bu ayetler Allah’ın sırf ilahlığını ispatlamak için azap etmediÄŸini, insanların bu dünyadaki kendi elleriyle yaptıkları tercihlerine karşılık o azabı hakkettiklerini kastetmektedir. Nitekim Enfal süresindeki “Bu ceza, onların yaptıkları yüzündendir; yoksa Allah kesinlikle kullarına zulmetmez.” ayeti de bu özetlemektedir. Tabiki etme bulma dünyasında yaşıyoruz ama Filistin hiçbir zaman insanlığa kıymadı, kimsenin toprağını iÅŸgal etmedi ki bugün bunun karşılığını alsın. Ayrıca herÅŸey doÄŸru olsa bile Allah’ın sırf topraklarını sattı diye birine bu kadar zulmedeceÄŸine inanmıyorum. Bu konuya bir cümle daha eklemek yerine bunu müfessirlere bırakmamızın daha doÄŸru olacağını düşünüyorum.

    Mandacılık olayına gelince. Sanırım 20′li yıllarda Türkiye’deki mandacılık olayını, birçok aydının Atatürk’e konuyla ilgili mektuplar yazdığını unutuyoruz sanırım. Her ülkenin tarihinde iyi adamlar, kötü adamlar vardır. Åžu anda olduÄŸu gibi her dönemde Türkiye’de mandacılık ve himayeciliÄŸi tavsip edenler olmuÅŸtur. Ve her ülkede iç çatışmalar olur. Tıpkı zamanında Türkiye’de TBMM hükümetiyle İstanbul hükümetinin çakışıyor olması gibi. Hatta ülke iÅŸgal altındayken İstanbul halkının büyük bir kesiminin nasıl rezil bir hayat sürdüğünü hepimiz Yakup Kadri’nin “Sodom ve Gomore”sinden biliyoruz. Fakat bu topraklarda iyi adamlar, kötü/hain adamlardan daha bilinçli, güçlü daha çıktı ve halk kendisi kendi deÄŸerlerine sahip çıkarak sıkıntıları defetmeye çalıştı ve KurtuluÅŸ destanı yaÅŸatıldı. Fakat burada unutulmaması gereken konu bu savaÅŸlarda yalnızca Türk’lerin çarpışmadığıdır. Bu topraklarda adaletin devam etmesini isteyen Türk, Kürt, Ermeni ve Arap’lar birlikte savaÅŸmıştır. Sarıkamış ve Çanakkale’de Arap taburunun olduÄŸunu biliyoruz. KurtuluÅŸ savaşından daha fazla ÅŸehidin verildiÄŸi Antep savunmasında önemli rol oynamış olan Karayılan’nın o zaman için daÄŸlarda yaÅŸayan eÅŸkiyalık yapan bir Kürt olduÄŸunu ve Antep’in kurtuluÅŸunda Fellah olarak isimlendirilen birçok Mısır’lının savaÅŸtığını kaç kiÅŸi biliyor. Åžovenist düşünce yüzünde bu tür bilgiler hep gizli kaldı. Ülkenin birçok yerinde farklı ırk ve milletten insanlar bu topraklar için savaÅŸtı. Fakat gelgör ki bugün ne bir arap ne bir kürt için ÅŸehitlik yapılmadı. Mesele bu yargıları yok etmektir. Bu bölgede birçok ülke mandacı olmadı belki ama Saddamcılık, Kaddaficilik, Arap MilliyetçiliÄŸi ve Türk MilliyetçiliÄŸi gibi iç iÅŸgalcilik bu bölgede daha çok güç kaybettirdi. Araplarla Türkler arasındaki nefrette Cemal PaÅŸa’nın Osmanlıcılık düşüncesinin etkili olduÄŸunu da unutmamalıyız. Son olarak Osmanlı ve Arap ihanetinin doÄŸru olmadığı ve bunun Filistin ile iliÅŸkilendirilmesi konusunda Cengiz Çandar’ın “Sharon’cu vicdansızlar-Filistin yalanları…” yazısının okunmasını tavsiye ederim. “İngilizlerin ağızlerına bir parmak bal sürmesiyle, Osmanlı’ya baÅŸ kaldırmışlardır. Güya Diyarbakır, Suriyeden baÅŸlayıp, Arap Yarımadası da dahil olmak üzere tüm bölge Araplara verilecek. Bu kanıya nasıl vardığınızı hangi tarihsel belgeleri kullandığınızı gerçekten bilmiyorum ve ilk defa duyuyorum.

    İngilizler Filistini kuÅŸatmaya çalıştıklarında Osmanlı askerleri bunun karşısında önemli bir direnç gösterip baÅŸarılı oldular. Fakat daha sonra eÅŸi bir yahudi olan Cemal PaÅŸa döneminde ağır savaÅŸ ÅŸartlarından dolayı Filistin İngilizlere terk edilerek İstanbul’a geri dönüldü. O bölgeye yahudilerin taşınmasını Filistinlerin olduÄŸu gibi kabul ettiÄŸini söylememiz haksızlık olur. Büyük Kudus eyleminin yapılması ve seçilmiÅŸ kiÅŸilerin Londra’ya gidip Balfour Deklarasyonu’nunu kabul etmediklerini ve bunun sonucunda İngiliz’leri ÅŸartları daha da ağırlaÅŸtırıp sözde Filistinlerin lehine olan Churchill Beyaz Bildirisi’ni yayınladığını da biliyoruz. Ayrıca o dönemde Filistin’de söz hakkına sahip olan Kudüs müftüsünün bir Türk olduÄŸunu saklamamalıyız. O kadar mücadeleye raÄŸmen 1948′de İsrail Devleti’nin kuruluÅŸunundan sonra Arap-İsrail SavaÅŸları baÅŸladı. Yani bu adamlar hiç savaÅŸmadılar demek yanlış olur. Fakat savaÅŸ sonrasında yine bugün Mısır gibi komÅŸu arap ülkeleri ve İsrail kazançlı Filistin halkı ise kaybederek çıktı. Filistin bu sefer kendi içinde birçok gizli teÅŸkilat oluÅŸturmaya baÅŸladı. Tıpkı Türkiye’de bir zamanlar yapıldığı gibi. Bunların başında da Yaser Arafat’ın liderliÄŸindeki el-Fetih örgütüydü. El-Fetih’in temel düşüncesi Filistin topraklarında Müslüman, Yahudi ve Hristiyanların eÅŸit haklara sahip olmasıydı.Fakat o dönemde ne yazık ki El-Fetih ve FKÖ hem İsrail ile uÄŸraÅŸmak hem de içerdeki hain örgütlerle uÄŸraÅŸmak zorunda kaldılar. O dönemdeki birçok baÅŸarı sizin kendi yorumunuzda küçümsediÄŸiniz 1988 İntifada’sıyla gerçekleÅŸti ve İshak Rabin ile barış anlaÅŸması yapıldı. Fakat İsrail’deki derin devlet bunu bile kabullenmeyip kendi baÅŸkanları İshak Rabin’i öldürdüler. Zamanla Filistin içerisinde örgütlerin birbirine düştüğü konusunda haklısınız ama bu her ülkede olur. Fakat bugün El-Fetih’in yaptığı ÅŸey ülkesini satmaktır. Aynı durum Afganistan’da olmadı mı. Yıllarca omuz omuza çarpışan gruplar daha sonra birbirlerini yediler. Aynı durum Türkiye’de de yapılmaya çalışıldı, çalışılıyor. Yıllarca komÅŸu olan Türk ve Kürt’ler birbirine düşürülmeye aralarına kin ve nefret tohumları ekilmeye çalışılıyor.

    EÄŸer geçmiÅŸte birkaç kiÅŸinin yaptığı hatalardan yol çıkarak milletin başına birÅŸey geldiÄŸinde milletin bunu hakkettiÄŸini söylersek o zaman Türkiye’de Diyarbakır hapishanesinde yapılmış olan hatalar nedeniyle Kürt milletçiliÄŸinin tetiklendiÄŸini ve bugün PKK’nın döktüğü kanın Türkiye’nin hakkettiÄŸini söylemek zorunda kalırız. Aynı durum 12 Eylül için de geçerlidir. Onun için olaylara bu kadar avamca bakmamız doÄŸru olmaz. Bugün Gazze konusunda bile uyumlu olamayıp Gazze’yi iç siyasetin malzemesi yaptık.

    Filistinlilerin topraklarını savunmadıklarını yazıyoruz. Elinizi vicdanınıza koyun lütfen bugün İsrail’in yapmak istediÄŸi ÅŸey halkı Gazze’den çıkarmak deÄŸil mi onları oradan uzaklaÅŸtırmak deÄŸil mi. Neden Filistin halkı hala gemiyi terketmiyor. SavaÅŸ olmadan önce de aç susuz Gazze’de yaÅŸamaya devam ettiler. Ellerinde silahları olmasa da kaleyi terketmemeliler. Ve yaÅŸlarının ufak oluÅŸunu küçümsediÄŸiniz 1987 İntifada’sı, filistinlerin kadın, çocuk hep birlikte İsrail iÅŸgaline karşı baÅŸlattıkları direniÅŸin kendisi deÄŸil miydi. Ve bu intifada bırakın toplarla, füzelerle bir taÅŸla baÅŸladı. Aynı ÅŸekilde ikinci intifada Ariel Åžaron’un sadece Mescidi Aksa’yı ziyaretinden dolayı baÅŸlamadı mı. Bu direniÅŸte binlerce Filistinli öldü. Ve ne yazık ki bu direniÅŸleri bugün hain olan Mısır aracılığıyla Mahmud Abbas ve Ariel Åžaron arasındaki barışla bitirilmeye çalışıldı. Ardından İsrail, gizlice halkın arasında karışıp toplumu yönlendiren direnişçilere karşı suikastlar düzenledi. Liderleri, hükümetleri çöpe atın halktan bahsedelim. Bu halkın pasif olduÄŸunu, İngilizlere peÅŸkeÅŸ çektiÄŸini söylememizin hesabı ağır olur. KurtuluÅŸ savaşında ölenlerin çoÄŸunun yaÅŸ ortalamasının 18-19, Çanakkale’de birçok alayın yaÅŸ ortalamasının 22-23 olduÄŸunu ve bu gençlerin ellerinde çok güçlü silahları olmadığını yabana atamayız.

    Filistin halkı kendilerine ihanet eden hükümetlerine karşı çıktığı zaman bunu bir iç savaÅŸ olarak deÄŸerlendiriyoruz. Bu iÅŸ baÅŸka nasıl olacak. Sırf komÅŸular “bunların birbirlerine düştüler” demesinler diye topraklarının iÅŸgal edilmesin göz yumanlara sessiz mi kalacaklar. Aynı bakış açısını bir aile olarak düşündüğümüzde OrtadoÄŸu’daki ülkeler için de düşünebiliriz. OrtadoÄŸu’nun kendi içinde büyük iç karışıklık yok mu. İçinde Türkiye’nin de bulunduÄŸu bu Mısır, İran, İrak, Suriye kendi aralarında anlaÅŸabiliyor mı. KomÅŸuluk iliÅŸkilerimiz daha düne kadar ne düzeyde olduÄŸunu hepimiz biliyoruz. Bu da dışarıya OrtadoÄŸu’da bir iç çatışmanın olduÄŸu havasını vermektedir. Oysa Avrupa’da zamanında Almanya’nın ne zaman canı sıkılsa Paris’i bombalardı. Bu topraklardan daha fazla kan döküldü Avrupa’da. Ama bugün dün birbirini boÄŸazlayan bu ülkeler kanka oldular. OrtadoÄŸu ülkelerinin de geçmiÅŸi, milliyetçiliÄŸi, mezhepciliÄŸi bir kenara bırakıp birlikte hareket etmesi gerekir. Ve bunun başını da Türkiye çekmelidir.

    Bizi bu bölgedeki diÄŸer ülkelerden ayıran ÅŸey bu bölgede adaleti, gerçeÄŸi yaymış olan 600 yüzyıllık imparatorluktan geliyor olmamızdır. Filistin’in bizi bu kadar acıtmasının, bu kadar sokaÄŸa dökülmemizin, tepki göstermemizin nedeni Filistin’i 400 yıl yönetmiÅŸ olmamızdan, oranın tapularının bize ait oluÅŸundan ve en önemlisi toprak kaybetmenin, iÅŸgal edilmenin ne olduÄŸunu iliklerimize kadar hissediyor olmamızdır. Fakat gelgör ki arap halkı mitinglerde Türkiye’yi örnek alsa da bugün bizi çok ta takan yok. Ortak barışı saÄŸlamak için boyumuz çok kısa geliyor. Bence en çok ta bunu düşünmeli, özeleÅŸtiri yapmalıyız. İçte ve dışta yahudi lobisine baÄŸlı olduÄŸumuz sürece boyumuz uzamayacak, sesimizi kimse duymayacak. Peki sevgili “sadece vatandaÅŸ” sizce bu mandacılık deÄŸil de nedir?

    Evet birgün bütün bunlar bitecek ama Bağdat, Kudüs, Gazze, Şam, Kahire, Kabil, İstanbul . . . kalmadıktan sonra, sabır gülleri filizlenip gönüller zalimce vurulduktan sonra bitse ne yazar bitmese ne yazar.

    Aslında bu konu böyle uzar gider. Anlıyorum ki sizin araplara karşı ciddi bir antipatiniz var. Ama bugün mesele Arap veya Türk deÄŸil mesele İsrail’in vahÅŸetidir. Filistin müslüman olmasaydı da bu vahÅŸete karşı çıkacaktım. Fakat Filistin bir ortadoÄŸu veya bir arap ülkesinden ziyade benim için bir ÅŸuurdur. Konu Gazze veya Kudüs olunca gözüm onların arap olduÄŸunu görmez bile. Ve son olarak Allah’ın Filistin’lilere en büyük mükafatı mutlaka bir toprak parçası olmak zorunda deÄŸildir. Çünkü onlar için hergün Muharrem her yer Kerbela olacaktır. Ve eÄŸer peygamberden bahsediyorsak peygamberin Milliyetçilikle ilgili lanetini unutmamalıyız. Vatanı sevmek ayrı birÅŸey milliyetçilik ayrı birÅŸey. Bugün yapılması gereken ÅŸey dinsel ve tarihsel analizler yapmak yerine elimize bir taÅŸ alıp o çocuklar gibi İsrail’e fırlatmaktır.

  6. Sıradan Vatandaş Says:

    Düşünceleriniz çok karamsar bir yapıda ve genel olarak bize dayatılmak istenen düşünceleri kapsıyor. Araplara Arap Krallığı sözü verildiÄŸi doÄŸrudur, ama tarihte pek dillendirilmez. Söz tutulmamıştır, o ayrı bir konu. İkinci olarak, İngilizler ve Fransızlar Mısır’dan ortadoÄŸuya doÄŸru ilerlerken, Osmanlıya en büyük kazığı Araplar atmıştır ve Yahudiler de (Yahudi demeyelim de Siyonistler daha doÄŸru) büyük katkılar saÄŸlamıştır. Tarihte yine pek anlatılmaz ama, Araplar Osmanlı’nın bölgeye ulaÅŸmasını engellemek için ellerinden geleni yapmışlardır. Demiryolları ve yollar kundaklanmıştır. Lawrence olayı hikaye deÄŸil gerçektir. Artı Araplardan kasıtım, bugün OrtadoÄŸu denilen topraklarda yaÅŸayan, bedevi kökenli Araplardır. Suudiler, Iraklılar vs.

    Bir baÅŸka konu da ÅŸu. Diyorsunuz ki İsrail’in hedefi Filistinlileri bölgeden ebediyen çıkarmak. Peki ya Filistinlilerin amacı ne. İsraillilerin hepsini denize dökmek. EÄŸer iki toplum birbirine karşı aynı emeli güderek yaşıyorsa, o zaman iki topluma da bu konuda hak veremeyiz. Åžimdi derseniz ki Araplar burada yaşıyordu, zamanında da Yahudiler yaşıyordu. Bu biraz ÅŸuna dönüyor; “mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi”. Kimse bir toprak üzerinde tarihi göstererek hak iddia edemez. Önemli olan bugündür. Bugün güçlü olan, toprağı elinde tutar. Yarın bir baÅŸkası, bu böyle sürer gider. İstanbul zamanında bize mi aitti?

    Üçüncüsü, her ülke çıkarı için yaÅŸar. YaÅŸar Nuri’yi kimse sevmez ama güzel bir söz söyledi: Dostluk insanlar arasında olur, ülkeler arasında dostluk olmaz” diye. Haklı da. Her ülke çıkarı için yaÅŸar. Çıkarı neyse ona gider. Bir ülke bir ülkeyi çıkar iliÅŸkisi dışında umursamaz. Öyle gözüküyorsa bile, mutlaka bunun altında bir çıkarı vardır.

    Dördüncüsü, eÄŸer Filistinlilerin elinde bugün silahları yoksa, bu yine kendi acizlikleridir. Senelerce pasif kalan, çalışmayan, sürekli birÅŸeyleri bahane gösteren bir toplumun elinde güçlü bir ordu bulunmasını bekleyemezsiniz zaten. Zalimler hep olmuÅŸtur, olacaktır da. Ama sen sürekli olarak zalimleri bahane gösterirsen hiçbir ÅŸey yapamazsın. Sen güçlü olmazsan, sen vatanına sahip olmazsan, öteki gelir buna sahip olur, İstanbul’u da alır, Kudüs’ü de alır, Kerkük’ü de alır.

    Peki o zaman biraz realist olalım. İsrail Filistinlileri sürmek istiyor. Amerika OrtadoÄŸu’da kuklalar yaratmak ve bölgeyi sonuna kadar sömürmek istiyor. DiÄŸer ülkeler de (Türkiye’de dahil), bir vesileyle bu oyundan bir pay koparmak istiyor. Amerika için Türkiye, ya da baÅŸka bir ülke önemli deÄŸil. Önemli olan kendi çıkarı. Türkiye için de durum aynı. DiÄŸer ülkeler için de. DediÄŸim gibi herkes kendini düşünüyor. Peki bu olaylar ceryan ederken, bir ülke öküzün trene bakması gibi olaylara boÅŸ boÅŸ bakarsa ne olur. O fırtınanın içinde kaybolur gider. Filistin’in başına gelen de bu. BoÅŸ yere insanlık propogandası yapmaya gerek yok. GerçeÄŸi görüp ona göre hareket etmek gerekiyor. Herkesten insan olmasını bekleyemezsin. Herkes insan olsaydı, ortalık güllük gülistanlık olurdu zaten. Bu devirde ayakta kalmanın yolu: Etrafı iyi gözlemleyeceksin, oluÅŸacak olayları önceden sezecek ve gardını alacaksın. Hele ki OrtadoÄŸu gibi bir yerde. Bunun yapmayan bir toplum, kim ne derse desin yok olacaktır. Günümüz realitesi budur. Tarihteki realite de buydu. GeleceÄŸin realitesi de bu olacak. Çünkü iÅŸin orjininde insan olduÄŸu müddetçe olay hep aynı olacaktır. Güçlü olan kazanacaktır. DoÄŸrudur ya da yanlıştır, bunun hesabını madem ki bizler Allah’ın göreceÄŸine inanıyoruz; iÅŸin bu kısmını Allah’a bırakıp, bizler bu durum içinde üstümüze düşeni yapmalıyız.

    Ve son realite. Diyelim ki tüm Dünya bir oldu İsrail’in üzerine yürüdü. Hatta İsrail’i bölgeden attı. Ne olacak peki. İnsanıyormusun ki orada sorunlar bitecek. Ya da Filistinlilerin topraklarına sahip çıkıp, geçmiÅŸten ders alıp birlik beraberlik içinde yaÅŸayacaklarına inanıyormusun. Ben inanmıyorum.

    Ve Türkiye’ye gelelim. EÄŸer Türkiye, bunca olaya raÄŸmen hala ayakta kalabiliyorsa, bu ülkede millet olma, toplum olma bilincinin yerleÅŸmiÅŸ olmasındandır. Öteki berikinin provakasyonlarıyla bölünmeyecek kadar güçlü bir ülke olmasındandır. Türkiye asla ikiye üçe bölünüp birbirine savaÅŸ ilan etmemiÅŸtir. Sorunlar olmuÅŸtur, ma bu duruma düşmemiÅŸtir. Zaten birgün düşerse, bu onun sonu olacaktır. Bu ülke de bunun sonuna kadar bilincindedir. Evet her ülkede böyle ÅŸeyler olur. Ama güçlü olanlar, birlik olanlar bu fırtınalardan saÄŸ salim ayakta kalarak kurtulabilirler. DiÄŸerleri ise savrulur gider. Filistin bu ikinci gruba giriyor.

    Ve son olarak söylüyorum. Hiçbir şey için geç değildir. Filistinliler bugün için şapkalarını önüne alıp düşünmeye başlasalar, yaptıkları haltlardan ders çıkarsalar, bugün için zafere ulaşacaklardır. Ben buna inanıyorum. Tarihte hiçbir toplum görülmemiştirki, hakkı için hakkıyla savaşmış olsun ve kaybetmiş olsun. Müslüman veya değil, hiç farketmez. Dediğim gibi Allah hakkı, hakedene tamamiyle verir. Yeterki bunu hak et.

    Ve en son olark da bir not. Kurandaki bu ayetler hem bu dünyayı hem öteki dünyayı kapsayacak ÅŸekilde geniÅŸ bir manayı kapsamaktadır. Burada insanların birÅŸeyi hakettiklerinden dem vurmaz. Burada söylenmek istenen, insanların başına gelen herÅŸeyin, nedeninin yine insan olduÄŸudur. Yani örnek olarak, başına bir bomba düşerse, bu bombayı Allah deÄŸil bir kul atmıştır. Bir trafik kazasında sakatlanırsan, buna Allah deÄŸil kendini bilmez bir sürücü neden olmuÅŸtur. EÄŸer yurdundan kovulmuÅŸsan, Allah deÄŸil kul kovmuÅŸtur seni yurdundan. Ama tabi iyice genele gidersen, herÅŸey Allah’tandır. Allah istemese bir yaprak bile kımıldamaz. Ama bu ayetlerde belirtilen durum tamamen bu. Ve düşünen bir insan, olayların hep böyle gerçekleÅŸtiÄŸini bilir.

  7. Sıradan Vatandaş Says:

    Ve ek olarak, iki toplum da beraberce yaÅŸamayı istemediÄŸi, bunu beceremediÄŸi müddetçe bu olayların bir sonu gelmeyecektir. Bugün İsrail güçlüdür, Araplara zulmediyor. Öncesine baktığımızda da, zayıf olan Yahudilere zulmediliyordu. Güçlü olan güçsüz olana zulmediyor. Bugün Filistinliler güçlense, bu sefer de gidip İsrail’e zulmedecekler. Bu kısır döngü bu dünyada kırılamayacak gibi.

  8. Sıradan Vatandaş Says:

    EÄŸer eline bir taÅŸ alıp sen de İsraillilere fırlatırsan, o zaman onlardan bir farkın kalmamış olur. EÄŸer amaç dünyaya barışı getirmekse, bu barışı gidip savaÅŸarak getiremezsin. SavaÅŸ son çaredir. İsrail ile Filistin arasında bir savaÅŸ vardır. Bunu unutmamak gerekir. AteÅŸkesi bozan da Hamas’tır. Biz eÄŸer birÅŸey yapmak istiyorsak, bu duruma savaÅŸmadan nasıl son veririz onu düşünmeliyiz. Bunun yolu da yine güçlü bir toplum olmaktan geçiyor. EÄŸer bugün Müslümanlar güçlü, birlik beraberlik içinde olan bir toplum olabilmiÅŸ olsaydı, bu duruma bir tek kurÅŸun bile atmadan son verebilirlerdi. Hatta ki bu olaylar hiç yaÅŸanmazdı bile. Biz bu duruma bir son veremiyorsak, bugün Müslüman toplumunun bu kadar aciz bir durumda olmasındandır.

    Araplara garezim yok, ama Müslümanlığı dünyaya bu kadar rezil bir şekilde tanıttıkları için onlara büyük bir öfke duyuyorum. Kuranın temelinde duran bir toplumun bu kadar aciz ve aşağı bir durumda olması kanıma dokunuyor.

    Ve bizi takan yok diyorsun, ama bizi takmayan sade Araplar galiba. Batı bizi öyle bir takıyor ki kimsenin haberi yok. Çünkü çaktırmıyorlar, çünkü kendi acizliklerini alelen göstermek istemiyorlar. Çok kötü bir ÅŸekilde kuyruk acıları var. Oralarda görev yapan tüm bürokratlar bunu dile getiriyor. İçten içe Türklere karşı büyük korku ve saygı var. Öyle olmadığını söylüyorlar ama öyle. Bunu bizzat yaÅŸamış insanlar söylüyor. Bugün Türkiye bunca ülkenin kıskacı altındaysa, bu onların korkusundan ileri gelmekte. Lütfen ülkemizi küçümsemeyelim. EÄŸer birgün bu ülke yıkılırsa, bunun sebebini dışarıda deÄŸil içimizde aramamız gerekir. Biz binlerce yıldır ayakta ve güçlü kalabilmiÅŸsek, bunu birlik ve beraberliÄŸimize borçluyuz. Bunu da unutmamak gerekiyor. Artı, ben Türkler derken sade Türk milletinden bahsetmiyorum. O topraklarda yaÅŸamış, o ruhu tatmış tüm insanlardan bahsediyorum. Bunun içinde Türkü de var, Kürtü de var, Ermenisi de var, Alevisi de var. Kendini bu toplumun bir parçası gören herkes var. Bugün Türkiye’den bunca sert çıkış varken, İsrail neden açıp aÄŸzını birÅŸey söylemiyor. Hiç düşündün mü? Adamlar Türkiye’yi iyi tanıyor ve tarihten gelen güzel anıları var. Sorunsuzca, mutluluk içinde yaÅŸayabildikleri tek bir ülke vardı, O da Osmanlı. Hem bu güzel anılar, hem de Türkiye’ye karşı duyulan çekingenlik. Türkiye 30-40 sene öncesindeki aciz ülke deÄŸil artık. Tüm sorunlara raÄŸmen geliÅŸmeye, güçlenmeye devam eden bir ülke.

  9. Ahmet Kaymaz Says:

    Birileri krallık sözü almış, Osmanlı’ya ihanet edilmiÅŸ, Lawrence olayı gerçekten yaÅŸanılmış . . . SaÄŸlam referanslara dayandırılmayan, insanların iyi niyetini-kafasını bulandırmak için ortaya atılmış kendi deyiminizle tarihin yazmadığı, dillendirmediÄŸi ÅŸeyler yazıyorsunuz. Bu konuda daha fazla birÅŸey yazmak istemiyorum. Bu bölgede birliÄŸin olmadığı konusunda size katılıyorum

    “Kimse bir toprak üzerinde tarihi göstererek hak iddia edemez. Önemli olan bugündür. Bugün güçlü olan, toprağı elinde tutar.” cümlenizi hangi adalet sistemini gözönünde bulundurarak yazdınız bilmiyorum. Bu dünyanın kimseye kalmayacağı, kimsenin diÄŸer tarafta mülkünü götürmeyeceÄŸi doÄŸru ancak eÄŸer “mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi” düşüncesine göre hareket edeceksek o zaman sokakta herkes birbirini boÄŸazlasın. Herkes baÅŸkasının mallarını yaÄŸmalasın. Güçlü olan sadece Allah’tır. O yüzden o kimi uygun görürse ona mülkü, toprağı verir. Nitekim “De ki: Allah’ım! Ey mülkün sahibi! Sen dilediÄŸine mülkü verirsin, dilediÄŸinden mülkü alırsın… (Al-i İmrân-26)” ayeti de bunu anlatmaktadır. Toprak feodalizmine yeÅŸil ışık yakmak, gücü mübah görmek, zayıfların zayıf oldukları için yaÅŸadıklarını hakkettiklerini düşünmek, ülkeleri ve onun çıkarlarını insanların üstünde görmek hiç te, insanlara yürek/can/duygu taşımıyormuÅŸ gibi maddi ve nikelce bakmak onları tanklarla, fosfor bombalarıyla deÄŸerlendirmek, “Filistin’in de olsaydı bombaları onlar da İsrail’i vursaydı” demek insani deÄŸildir. Bu cümleler çok dünya, modernizm, kapitalizm kokuyor ve güçlü olduÄŸu için Sabra-Åžatilla katliamını gerçekleÅŸtiren Beyrut kasabı Åžaron’u meÅŸrulaÅŸtırıyor. Bu yüzden bu formattaki cümleleri sevmiyorum.

    Bütün bunların sebebinin Hamas olmadığını, Filistin güçsüzlüğünün olmadığını, tek sebebinin İsrail’in iÅŸgal alışkanlığı olduÄŸunu ve bu yüzden hiç bir zaman Filistin’e yaÅŸam hakkı tanınmadığını bilmemiz gerekir. Filistin’i Hamas’a indirgememek haksızlık olur. Filistin’in de tembel tembel oturmayıp kendini güçlendirmesi, bombalarını yapması gerektiÄŸini yazıyorsunuz. Peki bütün bunları ne zaman yapacaktır, profesyonel bir orduyu ne zaman kuracaktı. Ayrıca Filistin halkı kin ve nefretle doÄŸmuyor, insanoÄŸluna düşmanca bakmadığı için bomba stoÄŸu yapma ihtiyacı duymadı. Oysa siyonizm bütün dünyayı kendine tehlike olarak görür. O yüzden kendini hep koruma almak istemiÅŸtir. Çünkü haksız, iÅŸgalci olduÄŸunu bilir. 40 yıldır ambargo altından olan hiçbir ülkeyle maddi iliÅŸkisi olmayan dış ülkelerin siyonist korkusunda bırak bomba malzemesi vermeyi, satmayı pirinç bile vermediÄŸi, yıllarca hayatları mülteci kamplarından geçen bir ülke ne zaman ve hangi ortamda yapacaktı. 1948 yılında Filistin iÅŸgal edildiÄŸinde insanları zorla püskürtülerek Gazze’de bu küçük kara parçasına binlerce mülteci kampında yaÅŸamak zorunda bırakılmadı. 1967′de Gazze de siyonistlerce iÅŸgal edilir ve bölgenin askeri açıdan kontrol edilmesi için Gazze’ye 20-30 civarı yerleÅŸim birimi inÅŸa edilir. YerleÅŸim birimleri neredeyse Gazze’nin yarısını meÅŸgul eder. 1994′deki Kahire anlaÅŸmasıyla Gazze Filistin Özerk Yönetimi’ne devredildi ama siyonistler yerleÅŸim birimlerini kapatmadı ve askerlerini geri çekmediler. Oslo anlaÅŸması aracılığıyla dışarıdan olan filistinlerin içeriye alınmadığını buna karşın deÄŸiÅŸik ülkelerden yahudilerin nakledildiÄŸini biliyoruz. Filistinlerin asıl vatanları ve toprakları üzerinde İsrail hâkimiyetini resmileÅŸtirildi. Yapılan anlaÅŸmalar sembolik olup mültecilere, Gazze’lilere hiçbirÅŸey kazandırmadı. II. İntifada’dan sonra ambargo ÅŸartları daha da ağırlaÅŸtırıldı. Mültecilerin evlerine geri dönülmesine hiçbir zaman izin verilmedi. Ve o gündür bugündür onların oradan çıkmasına izin verilmedi. Hatta içlerinden birkaç yiÄŸit çıkıp birÅŸey yapmak istedilerse de hayatlarıyla bu bedeli ödediler. Oradaki yaÅŸamın nasıl olduÄŸunu biliyorum. 1982′de Sabra ve Åžatilla katliamını gerçekleÅŸtiren Lübnanlı Falanjist militanların siyonist rejim tarafından yönetildiÄŸini bizzat yakın geçmiÅŸ tarihin kendisi yazar. Mülteci kampı gördünüz mü hiç bilmiyorum. Ama ben gördüm. Birlikte yaÅŸamaktan bahsediyorsunuz Allah aÅŸkına kendi ırkına bu ÅŸekilde bakan ve teolojik olarak gerekirse bütün dünyayı ateÅŸe vermeyi düşünen bir kafayla nasıl aynı mekanı paylaÅŸabilirsin. Biz medeni insanlar geçimsiz bir komÅŸuya bile dayanamıyoruz. Bu komÅŸunun ikide bir evimizi iÅŸgal ettiÄŸini, ev halkını tehdit ettiÄŸini, apartmandan onun izni olmadan dışarı çıkamadığımızı, bize misafirliÄŸe gelenleri kapıdan içeri almadığını, elimizden maddi manevi herÅŸeyi aldıklarını düşünelim. Gerçekten hala bu kadar realist olabilecek misiniz. “Filistinliler güçlense, bu sefer de gidip İsrail’e zulmedecekler.” Bu cümleyi lütfen yeniden yeniden okuyunuz. Anlatım bozukluÄŸunu veya dilbilgisi hatasını bulmak için deÄŸil. Birkaç filistinliyle konuÅŸarak, onların hangi düşünceyle hangi kitaptan beslendiklerini gözönünde bulundurarak cümleyi yeniden okuyalım ve gerekirse deÄŸiÅŸtirelim. Daha islamiyetin olmadığı dönemlerde Kenanlıların, Gibonluların yaÅŸadığı Amalika kavminin hayat sürdüğü dönemlerden tutun da Hz. Süleyman dönemindeki altın çaÄŸa, o zamandan tutun da Osmanlı’nın Filistin’deki 400 yıllık hakimiyetine kadar hangi süreçte ve ne zaman Filistin birilerine haksızlık etti. Filistin bölgesine ilk iÅŸgal eden kiÅŸinin bir İsrail kralı olan Talut’un olduÄŸunu bilmek için fazla araÅŸtırmacı-gazeteci-tarihçi olmaya gerek yok. Bir Arap olan Hz. Ömer, bir Kürt olan Selahattin Eyyubi ve bir Türk olan Yavuz Sultan Süleyman zamanında haksız yere kan dökülmediÄŸi halde dünyada ne deÄŸiÅŸti de Kosova, Bosna, KarabaÄŸ, Çeçenistan, Sudan, Somali, Afganistan, Irak, Filistin’de kan gövdeyi götürdü. Haaytı hainlikle geçmiÅŸ olan Åžerif Hüseyin’inin sadece Osmanlıya deÄŸil Filistin halkına da hainlik ettiÄŸini unutuyoruz. Batı Yaka’yı olduÄŸu gibi yahudilere veren bu herif halkın direniÅŸinden dolayı DoÄŸu Yaka’yı verememiÅŸti. Ayrıca İntifa’nın yükseldiÄŸi 1988′de filistinleri yalnız bıraktı. İntifadanın yapıldığı bölgelerde insanları maddi ambargoyla sıkıştırdı. HAMAS’ın daha sonra “Dışı tatlı içi ise zehirden acı olan bir ÅŸeydi.” dedikleri tekliflerle kendi halkına ihanet etti. Yani demem o ki; tarihte yaÅŸanılmış tek bir haini tüm Filistin halkına genellemek ve onun da hain olduÄŸunu söyleyen bu direnişçilere kapılarımızı kapatmamız adil olmaz. “AteÅŸkesi bozanın HAMAS olduÄŸunu” söylüyorsunuz. Sanırım çok Aydın DoÄŸan medyası okuyorsunuz. Bence resme bir de tersten bakmayı deneyelim.

    Karamsar mıyım, duygusal mıyım bunu bilmiyorum, bildiğim tek şey içimin yandığı, ciğerimin yandığı, canımın acıdığı ve öfkeli olduğumdur. Bir sokak kavgasından bahsetmiyoruz kadınların, çocukların, sivillerin öldüğü, gıda depolarının, ibadethanelerin, okulların vurulduğu, 360 km²lik alanda yaşayan 1.5 milyon insanın son 1 yıldır aç, susuz, hayatsız bırakıldığı, dünya hükümetlerinin üç maymunu oynadığı, insanların maddi yardım yaparak sorumluluklarını yerine getirdiğini düşündüğü, çocukların yüzlerinin bile titreyerek hastanelere getirildiği kahpe bir savaştan bahsediyoruz. Bu yüzden ne tarihi ne diplomasiyi ne de medeniyet çatışmasını bilmek istemiyorum. Bilmek istediğim bundan sonra bu bölgedeki insanlar bundan ders alacak mı, birlik ve diri olabilecek mi.

    Bütün bu yaÅŸanılanlara neden sadece mütedeyyin insanlar, fakir halk, güce-otoriteye boyun eÄŸmeyen gençler tepki gösteriyor. Neden insanların gününü, hayatını ona göre düzenlediÄŸi yazılı/görsel medya bu yaÅŸanılanları okuyucularından, izleyicilerinden saklıyor. Onlara olduÄŸu gibi aktarmıyor. Adı Muhammed Hüsnü Mübarek olan bir adam nasıl bu kadar katı kalpli ve ödlek olabiliyor. Nasıl sokaktaki yığın bu kadar duyarsız olabiliyor. Bu kadar yığın, bulanık bilginin olduÄŸu, sanallığın, yalanın kol gezdiÄŸi bir dünyada realist olmak nasıl olacak. “Ülke sadece çıkarlarını korur” cümlesinde Ülke ne demek, çıkar ne demek. Belki bildiÄŸim belki merak etmediÄŸim belki önemsemediÄŸim için bunların hiçbirinin yanıtını istemiyorum. Bu yüzden izninizle bu konuyu burada kapatmak istiyorum.

  10. ... Says:

    “Son söz olarak İsrail’in nasıl kurulduÄŸunu yeniden araÅŸtırmamızın ve Arapların Osmanlıya ihanet ettiÄŸinin doÄŸru olmadığını ve 1-2 kiÅŸinin bunu yapmış olsa da bunun tüm halka genelleÅŸtirilmeyeceÄŸini, yarın Filistin’in yerinde bizim olma ihtimalin olduÄŸunu bilmemizin daha doÄŸru olacağını düşünüyorum.” Ahmet Kaymaz.
    TeÅŸekkürler… Böyle düşünen insanların kalmadığını zannediyordum. Tebrik ederim.

Leave a Reply


× 9 = 9

WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS GiriÅŸ