Olmert’in insafına kalmadı Gazze

Bizi soracak olursanız biz çok öfkeliyiz..
Kimsin sen Kim?
Adının içinde yanlışlıkla mertlik geçen kan heykeli adam .
Kimsin sen.
Seni çekiç suyuyla mı beslediler.
Asitli diken kundağında mı büyüdün.
Evinizin penceresi hep merhametsizliğe mi baktı küçükken.
Annen saçlarını çamurla mı yıkadı.
Sınıfta en arka sırada oturup, tahtaya kalaşnikofla mı kalktın..
En sevdiğin hayvan yılan mıydı senin.
Rezil mi olurdun arkadaşlarına bir kuşu öldürmeyince.
Defterin köpeklerle mi kaplıydı.
Seni Rahibe terasalar mı kutsadı.

Kimsin sen Kim?
Saçlarının arasında mıydı bitlenmiş bombalar.
Vicdansızlık ormanının tanrısız kralı mıydın.
Isırgan otlarını mı dişledi ateş yutan ağzın.
İnsan olmayacaksan niye giydin bu şehrin ölümünü.
Düğününde sırtlanlar mı çekti fotograflarını
Eve giderken ekmek yerine kurt mu kaptın mermi fırınlarından.
Bizi soracak olursanız biz çok öfkeliyiz.
Olmertin insafına kalmadı Gazze.
Olmertin insafına tenezzül etmeyen Gazze’li çocukların ruhuna düğüm düğüm cennet sessizliği diliyoruz.
Bırakalım Olmertin ikinci adını Allah koysun.
Allah koysun.
Bizi soracak olursanız biz Olmertin insan olmadığını düşünmeye devam ediyoruz..
Esra Elönü

Olmert’in insafına kalmadı Gazze” üzerine bir düşünce

  1. Sıradan Vatandaş

    Etrafıma bakıyorum, herkes bağırıyor. “Kahrolsun İsrail” diye. Bir yandan bayraklar yakılıyor, ayaklar altında çiğneniyor. Allah adı hiç ağızlardan düşmüyor. Sonra soruyorum kendime, bu ne rezalettir diye. Bizlere bak, Müslüman diye övünmekten çatladığımız, şu kibirli insanlara. Ne hallere düştük. Müslümanlığı sokağa çıkıp birilerine küfretmekle eşdeğer görenler olduk bizler. Her ne amaçla olursa olsun, birilerinin bayrağını yakmayı, çiğnemeyi hak sayar, birilerinin dinine küfreder olduk. Bir yerlerde bombalar patlıyor, ama asıl bomba çok önceleri, yüzyıllar önce bizim içimizde patlamış zaten. Hepimizi almış başka yerlere fırlatmış. Bağımsızlık diye yılana (İngilizler) sarılan eller, kendi eliyle toprağını satan, talan ettiren eller, yetmezmiş gibi gidip birbirine düşen, birbirlerini öldüren eller. Müslümanı müslümana kırdıran eller. Şimdi ağlıyorlar. Niye, kendi ettiklerinin ceremesini çekiyorlar. Ne oldu. Atalarımız dememişmiydi, “rüzgar eken fırtına biçer diye”. Hala bile birlik olamayan, toplum olmanın, millet olmanın ne demek olduğunu yüzlerce yıldır idrak edemeyen bir toplumdan bahsediyoruz.Hani Kuran’da Yahudilerden “lanetlenmiş toplum” diye bahseder ya, eğer bir kitap daha gelecek olsaydı, onun içinde mutlaka bu toplumun yanında “Arapların”da adı geçerdi. Allah Araplara bu yüzyılda öyle bir nimet vermiş ki, oturup kalkıp dua etmeleri gerekir. Kimde var bu nimet. Tonlarca petrol. Ama Araplar ne yapıyor. Hiç. Yatıyor. Bırak diğerleri (Amerika, İngiliz) çıkarsın petrolü, biz paramıza bakarız, israf eder saçarız paraları, çalışmaya ne lüzum var, bazı enayiler çalışıp üretiyor ne de olsa. Biz yatarız. Komşum mu ölmüş, kimin umrunda, geçerken bir tekme de ben atarım olur biter. Babasını da sevmezdim zaten. E, ne olacak peki. 50sene sonra petrol bitince ne olacak. Ben söyliyeyim. Rezil bir toplum, rezilliğini haykırırcasına ortaya dökecek. Yazık diyorum. Nerde Kuran’daki müslümanlık, nerde yaşanan müslümanlık. Acıyasım geliyor Filistinlilere ama olmuyor. Acırsam çocuklara acırım. Gerisi umrumda bile olmaz emin ol. Hakettikleri gibi yaşıyorlar. Kuran’da derya, “Ben kullarıma zulmetmem, onlar kendi kendilerine zulmedeler; ancak pek çoğu bunun farkında değildir” diye. Bizler de birbirimize zulmediyoruz, en çok da en yakınlarımıza.

    Cevapla
  2. Ahmet Kaymaz Yazar

    Sevgili “Sade Vatandaş”,Öncelikle yalın ve güzel bir Türkçe kullanmanızdan dolayı tebrik ederim. Keşke bunu her sade vatandaş yapabilse. Yorumunuza gelince ne yazık ki düşüncelerinize katılamıyorum. Yorumunuzda tarihsel zemini kullanmadığınızı, doğrudan bugünlerde herkes tarafından dillendirilen yüzeysel bir bakış ile değerlendirme yaptığınızı düşünüyorum. Yorumunuzda bahsi geçen maddelerin başında özelde Filistin’in genelde Arap dünyasının bütün bunları hakketiğini düşünmenizdir. Dediğim gibi bu konuda yalnız değilsiniz çünkü şu anda Türk’lerin çoğu bu şekilde düşünmektedir. Burada ayırt etmemiz gereken en önemli konu lider ve halkların ayrı tutulması ve milliyetçiliğin bu tür süreçlere dahil edilmemesidir. Sadece bu olayda değil tüm olaylarda arap liderlerinin pasif olduğu, çok ucuza satılmış uşaklar olduğu konusunda size katılıyorum. Fakat en çok canımı acıtan şey bu ciğeri beş kuruş etmeyen liderlerin birşey yapması değil Filistin’lilerin bunu hakkettiğinin dile getirilmesidir. Ne zaman insanların başına bu tür şeyler gelse hemen onların bunu hakketiği düşüncesi oluşur. Aynı durum “eğer şöyle böyle yapmasaydık müslüman coğrafyası bugün bu durumda olmazdı” düşüncesi için de geçerlidir. Ben bu iki düşüncenin de sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Çünkü Avrupa’nın bugün sanayi, bilgi teknolojileri (insan haklarını yazmayacağım) konusunda ileride olması, müslüman dünyasının da geride olması Allah’ın Avrupa’yı seçkin kıldığı anlamına gelmez. Bu tamamen çalışmakla ilgili bir olaydır. Bu gelişme, Allah tarafından onlara hakkettikleri için verilen birşey değil onların uzun süre çalışmaları sonucu elde ettikleri bir başarıdır. Allah’ın bu dünyada herkese eşit davrandığına, sadece müslümanlara kıyak geçmediğine, maddi çalışmanın karşılığı adil olarak verdiğine inanıyorum. Yani müslümanlar bu konuda imkân ve kaynak yetersizliğinden birşey yapamadılar. Bunun nedenini de burada basit bir cümleyle açıklamak çok zor. Bunun temeli taa coğrafi keşiflere kadar dayanmaktadır. Müslümanların bahsi geçen konularda geri kalmalarının temel nedenleri eşkiyanın geçtiği yolda yaşıyor (ortadoğu) olmaları ve kaynak ve emeklerinin uzun yıllar önce aşındırılmış olmasıdır. Bu halklar tarihte savaş ve başlarındaki gereksiz liderler yüzünden bir türlü fırsat bulamamışlardır. Bırak koca ortadoğu dünyasını sadece Türkiye’ye bakmamız yeterlidir. Türkiye 2010 yılında hala insanların kılık kıyafetiyle, hala rejim tehlikesiyle, derin devletiyle, darbeleriyle, hesap sorulamaz insanlarıyla, yoksulluk ve yolsuzluklarıyla boğuşuyor. Ne zaman başını kaldırıp teknoloji, sanayi, eğitim, sağlık konularında iyileştirme yaparsa o zaman iyi bir noktaya gelir yoksa sadece müslüman veya Türk olduğu için Allah’ın kendilerine bu konularda başarı vereceğini sanmıyorum. Aynı durum şu anda Filistin’de savaşın olması Türkiye’de olmaması için de geçerlidir. Onların bunu hakkettiğini bizim ise Türk olduğumuz için şu anda rahat ettiğimizi söylememiz adil olmaz. Filistin’in şu anda bu durumda olmasının nedeni, İsrail’in duyarsız işgal düşüncesi ve gerek silahla gerekse diplomasiyle buna karşı çıkacak bölge liderlerinin olmamasıdır. Bu yüzden bu bölgede 11 Eylül ve Irak işgali dahil olmak üzere, 1970-Kara Eylül olayından bu yana bölge kan kaybetmektedir. Satılmış Mısır’ı da dahil edecek olursak bu bölgenin Türkiye, İran ve Mısır olmak üzere üç önemli aktörü bulunmaktadır. Fakat bunların başında bölge için önemli kararlar verebilecek ve uygulayabilecek liderler bulunamadı. Burada toparlayıcı olması gereken gerek batıyla olan iletişimi gerekse tarihsel dokusundan dolayı Türkiye olmalıydı, olmalıdır. Fakat Türkiye’nin en büyük sıkıntısı kendini hep komşulardan izole etmesi, sağlıklı bir dış politika sunamamasıdır. Yıllarca okullarda “Dört bir tarafımız düşmanlarla çevrili” anlayışıyla, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” inancıyla, güvenlik sorunuyla büyütüldük. Bu bakış açısı, bölge devletleriyle, komşularla sağlıklı bir iletişim kurmasına engel olmuştur. Kısacası bölgede Arap liderleri çoktan satın alındı, Türk liderleri ise kendi iç sorunlarıyla boğuşmak zorunda kaldı. Bu yüzden söz hakkı hep eşkiyalarda oldu. Artık bu söz hakkını onlardan alacak bir güce ihtiyaç var. Bu gücün milliyeti çok ta önemli değil. Çünkü 1948’deki ilk Arap-İsrail savaşı, Arap Milliyetçiliği’nin ve bu topraklarda yaşanılan bazı olayların Türk Milliyetçiliği’nin çok ta önemli bir parametre olmadığını göstermiştir. Mesele ırkı değil toprağı, halkı, değerleri korumaktır.

    Cevapla
  3. Ahmet Kaymaz Yazar

    Bu savaşın bir İsrail-Arap savaşı olmaktan çok (siyonist ve müslümanlar arasında geçen) bir din savaşı olduğu kanısındayım. O yüzden milliyetçiliği bir kenara bırakıp tüm bölgenin komşuluk ilişkilerini düzeltip başlarına adam gibi yöneticiler getirip bu işi diplomasiyla, diyalogla çözmesi gerekir. Sürekli aşağılanan, 40 yıldır toprakları işgal edilen halkın bunu hakketiğini söylemek çok acımasız, adil olmayan bir yorum olur. Çünkü siyonistler de müslümanların bu dünyada yaşama haklarının olmadığını, her türlü işgali, vahşeti hakkettilerini söylüyorlar.Allah aşkına Filistin’lerin kendi topraklarını kendi elleriyle sattığını nerden çıkarıyoruz. Çok fazla tarih bilmeye de gerek yok; Yahudiler ilk olarak 1882 yılında Filistin bölgesinde bir yerleşke kurmaya karar vermişlerdir. Ve hepimiz biliyoruz ki bu amaçla siyonist düşünce lideri Theodor Herzl, 1896-1902 yılları arasında II. Abdülhamid’e birçok kez gelerek o zaman Osmanlı Devleti sınırlarında bulunan Filistin bölgesinde para karşılığında toprak istemiştir. Hatta kendisi gazeteci olduğu için padişaha medya desteğini ve Osmanlı’nın batıya olan borçlarının ödeneceğini teklif ettiği de tarihsel bir not olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu meşhur pazarlıklar Filistin meselenin en önemli zeminini oluşturmaktadır. O zamanda moratoryum ilan etmiş ve dibe vurmuş olan Osmanlı için bu teklifler cazip görünse de II. Abdülhamit hepsini geri çevirmiştir. Ne zaman II. Abdülhamit tahtan indiyse o zaman bu adamlar Filistin topraklarına yerleştiler. Bunu da Osmanlı’daki musevileri kullanarak çeşitli entrika ve yerel kanunlarla yaptılar. Bu noktada geçmişi eleştirip, Osmanlı zamanında yahudilere kapıları açmamalıydı, İspanya’daki vahşette onları yalnız bırakmalıydı dememiz doğru olur mu, bize yakışır mı. Biz insanlık yaptık ama onlar bunu suistimal ettiler. Aynı durumda ermeniler için de geçerli. Yani Filistinlilerin kendi topraklarını kendi elleriyle sattığı düşüncesi doğru değil tamamen siyonist tarihçilerin uydurmasıdır. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan ve her yerde bunu dile getiren bizlerin 1917-Balfour Deklerasyonunu yeniden okumasını tavsiye ederim. Eğer doğru olsaydı bugün Filistinlerin bunların karşılığında aldıkları parayla dünyanın herhangi bir yerinde rahat ettiklerine şahit olurduk. Filistin halkı toprağını satmadı, içlerindeki hainler ve işe yaramaz liderlerden dolayı topraklarından sürüldüler. Bu yüzden aldıkları parayla rahat bir yaşam sürmek yerine çoğu hala mülteci kamplarında yaşıyor. Ve kimse de bu kavgada onların yanında yer almadı. Ayrıca son 30 yıldır her türlü cazibeli teklife rağmen 30 yıl içinde satılan toplam arazi miktarı binde dokuzda kalmıştır. Yahudiler, her türlü teklife hayır diyen, topraklarını satmayan Filistin halkını sıkıştırıp, yaşamlarını cehenneme çevirip, onları susuz, ışıksız bırakıp göçe zorlamaya ve işgal etmeye başladı ve devam ediyor. Ayrıca kaldı ki Filistin’in başına gelenler için sadece arap liderlerinin tepki göstermesini beklemek şovenist bir düşünce olur. Orada ölenler dil, din, tarih ve kültür bağları açısından Arap olsa da araplıktan önce insanlar, çocuklar, kadınlar. Dolayısıyla bu katliama her insanın, her çocuğun ve her kadının tepki göstermesi gerekir. Bu süreçte bu bölgenin çıkarması gerek ders, Theodor Herzl, Fransa’da Hukuk bölümünde öğrenciyken yaşanan katliamları görerek nasıl ki düşüncesine daha çok bağlandıysa ve yahudiler için bir devlet tasarlamaya gittiyse ve sırf bir karış toprak almak için siyonistlerden 5 milyon altın topladıysa bu bölge halkının da Gazze katliamını unutmaması, kendine çekidüzen vermesi, değerlerine daha fazla bağlanması ve en önemlisi inadına üretken, idealist olması gerekir. Yoksa sadece tüketen bir toplum olarak mitinglerle, seminerlerle, bildirilerle bu iş çözülmez. Fakat bunları da küçümsememek gerekir.Verdiğiniz ayeti doğrudan bu şekilde algılamamız üzücü bir durum. Çünkü biz de bu topraklarda çok kan verdik, çok zulüm gördük. O zaman biz demi bunu hakketmiştik. Peygamber çok zulüm gördü o da mı hakketti. Yahudiler geçmişte Zekeriyyâ, Yahyâ, Amos, İşaya gibi birçok peygamberi öldürdü. O peygamberlerin bunu hakkettiğini söylememiz doğru olur mu. Yorumunuzdaki diğer madde ise insanların tepki gösteriş şeklini olumsuz yönde eleştiriyor olmanızdır. Ben kimsenin müslümanlığı sokağa çıkıp birilerine küfretmekle eşdeğer gördüğünü, yahudiliğe küfrettiğini sanmıyorum, insanlar elinden geldiğince bu katliama tepkilerini göstermeye çalışıyor. Bu tür durumlarda İsrail veya Amerikan bayraklarının yakılması klasik olduğu için yapılmaktadır. İsrail’in veya Amerika’nın kendi bayraklarının yakıldığı için rahatsızlık duyduğunu sanmıyorum. Zaten kendi bayrağına saygısı olsa başka halka da, halkın bayrağına da saygısı olurdu. Bununla birlikte dağıldığımız, eksik kaldığımız, boş işlerle uğraştığımız, sadece tüketen olduğumuz konusunda size katılıyorum. Fakat yine de Filistinliler bunu hakketti demeyelim. Hele Filistin için bunu hiç demeyelim. Son söz olarak İsrail’in nasıl kurulduğunu yeniden araştırmamızın ve Arapların Osmanlıya ihanet ettiğinin doğru olmadığını ve 1-2 kişinin bunu yapmış olsa da bunun tüm halka genelleştirilmeyeceğini, yarın Filistin’in yerinde bizim olma ihtimalin olduğunu bilmemizin daha doğru olacağını düşünüyorum.

    Cevapla
  4. Sıradan Vatandaş

    Ben yazımda, bu olanların Allah tarafından Filistin’lilerin ya da Arapların başına geldiğini belirtmiyorum, sadece Kuran’daki çok güzel bir ayetten alıntı yaptım. Ne yapıyorlarsa, ne yaptılarsa kendilerine yaptılar diye. Tekrar ediyorum, Allah der ki, “ben size zulmetmem, sizler kendi kendinize zulmedersiniz”. İkinci olarak, ben bu yazdıklarımı tarihi baz alarak yazdım. Bir ülkenin mandası altına giren bir toplum, vatanını kendi eliyle düşmana teslim etmiş demektir. Eğer Türkiye bugün iyi ya da kötü özgür bir ülkeyse, bunu Amerikan ya da İngiltere mandası altına girmemesine borçludur. Evet, Siyonistler 1. Dünya Savaşı’ndan önce bir vatan arayışına girmişlerdir. Hatta Osmanlı’ya o bölgeyi kendilerine satmalarını önermişlerdir. Ardından gelen savaş ve Balfur deklerasyonu bu gelişimin önünü açmıştır. Ama asıl kopuş noktası, Filistin’in İngiliz mandası altına girmesi, özgürlüğünü kendi eliyle bir kenara itmesidir. O tarihe kadar bilinçsizce ya da art niyetli yapılan çalışmalar, toprak satışları, Yahudilerin o bölgeye bilinçli göçü bunların önünü açmıştır. Plan çok basitti. Araplar tarihin hiçbir zamanında (Hz. Muhammed ve sonrası birkaç yüzyıl hariç), birlik ve beraberlik sağlayamamış, toplum olma, millet olma bilincini kavrayamamışlardır. İngilizlerin ağızlerına bir parmak bal sürmesiyle, Osmanlı’ya baş kaldırmışlardır. Güya Diyarbakır, Suriyeden başlayıp, Arap Yarımadası da dahil olmak üzere tüm bölge Araplara verilecek, sözüm ona orada Büyük Arap Krallığı kurulacaktı. Kuruldu mu hayır. Çıkan homurdanmalara son vermek amacıyla, İngilizler aldı eline cetveli, başladı bölüp biçmeye. Nereleri nasıl zayıflaştırırız, ülkeleri nasıl bloklara bölerizdi düşüncesi. Bir etnik gruba bir bölgeyi verirken, karşıt bir etnik gruba komşu bölgeyi verdi. Niye, bu akılsızlar birbirlerine girsin, karışıklık olsun, bizde rahatlıkla bölgede atlarımızı koşturalım diye. Nede olsa bölgede çok değerli ve kaybedilmemesi gereken bir şey vardı, Petrol. Araplar ne yaptı, saf saf, kuzu kuzu bu tuzağa düştüler, ruhları bile duymandan.Böyle bir toplumun elinden vatanını almak, çocuğun elinden şekerini almak kadar kolaydır. Bu bilinçli hareket, 1. Dünya savaşı sonrasında sonuçlarını vermiştir. Buraya yerleşen Yahudi’ler, soykırım ve dejenerasyon çalışmalarına başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası, duygu sömürüsü oynayarak ve mazlum stratejisi geliştirilerek İsrail kurulmuştur. Ama peki ya Arap dünyasının, hele ki Filistin’lilerin tepkisi ne olmuştur. Hiç. Olamazdı da zaten. Çünkü millet olma bilinci hiç olmadıki. Hamas ile El-Fetih arasındaki o kıyımda öldürülenler neydi peki. Sadece gayri-müslim müslümanı öldürdüğünde mi olay oluyor. Ya müslüman müslümanı bu şekilde kıydığında durum neydi. İç çatışma deyip geçtik. Ama durum farklıydı, bu bir iç çatışmadan da öte, bir toplumun kendi sonunu kendi elleriyle nasıl getirdiğinin apaçık bir belgesiydi. Onu şu kışkırttı, şu oldu, Amerika’nın, İsrail’in parmağı vardı vs. Önemli olan bunlar değil, önemli olan doğan sonuçtu. Ve kimse suçu başkasına atarak bu vebalin altından da kalkamaz. Peki ne oldu. Bu güne nasıl gelindi.Tarihin her döneminde haksızlık, zulüm, zorbalık mevzu bahis olmuştur. Peki bunlardan kim kurtulabilmiştir; birlik içinde olup, tüm bunlara bir duvar gibi sağlam durabilenler. Diğerleri tarihin tozlu raflarında yok olup gitmiştir. Bundan sonra da durum aynı olacaktır. Bu insanlığın kaderinde var çünkü. Bir inanan olarak, herkes Cennet’e gidemeyeceğine göre, bu durumların bir sonu da, en azından bu dünyada, olmayacaktır. Artı, yöneticilerin yaptığı hatalar ya da suçlar, bizzat yönetilenlerin sorumluluğundadır. Kuran’da dediği gibi, “Kimse bana bu işi falanca kişi yaptırdı, ya da ben ona uydum, beni yoldan çıkardı” diyerek kurtulamayacaktır. Kim ne yapmışsa, kime uyduysa sonu o insanla aynı olacaktır. Bunu söylemek kolaydır. İsrail ve Amerika birlik olmuş bize zulmediyor, bizi ortadan kaldırmak istiyor. Evet, belki de doğru bir yaklaşımdır bu. Ama yanlış olan yaklaşım, ülkesi senelerdir işgal altında olan sen, msülüman olmana bile gerek yok, sen vatanının için ne yaptın. Kendin için ne yaptın. Çocuğun için ne yaptın. Hiçbir şey. Özgürlük mücadelesi eline sapan alan çocukların sağda solda koşturmasıyla olmaz. Plansız programsız, birlik ve beraberlikten yoksun yapılan tüm mücadeleler başarısızlığa mahkumdur. Bunun sonuçlarını da görüyoruz zaten.En büyük sorun, başkalarından yardım isteyen kişilerin, kendilerine bile yardım etmek istememesidir. Hamas orada ateş altındayken, El-Fetih ağzını bile açmamakta. Neden, o küçük akıllarınca, kendilerine karşı olan Hamas’ın yok olması onların çıkarına olacak ya. Vatan elden gitsin önemli değil, kendi otoriteleri sarsılmasın yeterki. Ya Mısır, İsrail Gazze’yi kuşatıyor, tek çıkış kapısı Mısır, düşene bir tekme de onlar vuruyor. Bu mudur müslümanlık. Ben herşeyi olduğu gibi görmeye çalışırım. Ben de duygusallığa yer yoktur, çünkü bu aklımı bulandırır, sağlıklı düşünemem. Ama gerçek olan birşey var ki, orada ölen çocuklar, işte onların öbür dünyada, hem onları öldürenlere, hem de bu olayların başlarına gelmesine neden olan anne ve babalarına ateş püskürecekleridir. Dediğim gibi, orada olanları haketmeyen sadece çocuklar. Ne oluyorsa onlara oluyor.Bir gün biter mi bunlar? Evet biter. Eğer Filistinliler ve Araplar, hatta tüm müslümanlar, hatta zulme uğrayan tüm toplumlar, şapkalarını önüne alıp biz niye bu haldeyiz diye kendilerine bir sorarlarsa, işte o gün bunların hepsi biter. Allah hakedenin yanındadır. Ben inanıyorum ki, sen vatanını hakkıyla savunurken, hem de müslümanken, Allah sana yardım etmesin. Sen üstüne düşeni yap ki, sonra Allah’tan yardım dile. Hiçbir şey yapmayıp, her sıkıştığında Allah’a sarılmak değildir müslümanlık, olmamıştır da. Hz. Muhammed zamanında, müslümanlar üstüne düşeni yapmasaydı, zannediyor musun ki Allah onlara yardım ederdi. O öyle bir Allah ki, Kuran’da Hz. Muhammed’e bile açık olarak ihtarda bulunmaktadır. Eğer sen bunca şeye rağmen yanılgıya düşenlerden olsaydın, sana azabım, kimseye etmediğim kadar büyük olurdu diye. Allah Hak’tır, hakkı hakedene tamamiyle verendir. Kimseye zulmetmez, ama kimseye de haketmediğini vermez.

    Cevapla
  5. Ahmet Kaymaz Yazar

    Doğrusu Allah, insanlara zerre miktarı zulmetmez. Fakat insanlar kendilerine zulmederler.” Kuran’da Yunus-44’teki bu ayet gibi Allah’ın kullarına zulmetmediğine dair birçok ayet bulunmaktadır. Fakat bu ayet(-ler) bu dünyada başımıza bir bomba düştüğü zaman, ayağımız kırıldığı zaman, işşiz-parasız kaldığımız zaman kısacası başımız derde girdiği zaman bunu insanoğlunun kendi eliyle kendine ettiğini kastetmiyor. Bu imtihan dünyasında insanların kendi elleriyle kendilerini iyilikten saptırıp kötülük yoluna soktuklarını ve bunun sonucunda öbür dünyada bu kötülüğün karşılığını alacağını anlatmaktadır. Yani öbür dünyada bazı insanların azap çekeceği bazılarının da güzel bahçelerde konaklayacağı sözkonusuysa kimin hangi listede olacağına Allah karar vermemektedir. İnsanoğlu kendi elleriyle kendini o listeye sokar. Zaten kader inancı da bu demek değil midir. Evet Allah kimseye zulmetmedi veya zulmetmez de. Bu durumda öbür tarafta insanlara yapılacak azabı nasıl açıklayacağız işte bu ayetler Allah’ın sırf ilahlığını ispatlamak için azap etmediğini, insanların bu dünyadaki kendi elleriyle yaptıkları tercihlerine karşılık o azabı hakkettiklerini kastetmektedir. Nitekim Enfal süresindeki “Bu ceza, onların yaptıkları yüzündendir; yoksa Allah kesinlikle kullarına zulmetmez.” ayeti de bu özetlemektedir. Tabiki etme bulma dünyasında yaşıyoruz ama Filistin hiçbir zaman insanlığa kıymadı, kimsenin toprağını işgal etmedi ki bugün bunun karşılığını alsın. Ayrıca herşey doğru olsa bile Allah’ın sırf topraklarını sattı diye birine bu kadar zulmedeceğine inanmıyorum. Bu konuya bir cümle daha eklemek yerine bunu müfessirlere bırakmamızın daha doğru olacağını düşünüyorum.Mandacılık olayına gelince. Sanırım 20’li yıllarda Türkiye’deki mandacılık olayını, birçok aydının Atatürk’e konuyla ilgili mektuplar yazdığını unutuyoruz sanırım. Her ülkenin tarihinde iyi adamlar, kötü adamlar vardır. Şu anda olduğu gibi her dönemde Türkiye’de mandacılık ve himayeciliği tavsip edenler olmuştur. Ve her ülkede iç çatışmalar olur. Tıpkı zamanında Türkiye’de TBMM hükümetiyle İstanbul hükümetinin çakışıyor olması gibi. Hatta ülke işgal altındayken İstanbul halkının büyük bir kesiminin nasıl rezil bir hayat sürdüğünü hepimiz Yakup Kadri’nin “Sodom ve Gomore”sinden biliyoruz. Fakat bu topraklarda iyi adamlar, kötü/hain adamlardan daha bilinçli, güçlü daha çıktı ve halk kendisi kendi değerlerine sahip çıkarak sıkıntıları defetmeye çalıştı ve Kurtuluş destanı yaşatıldı. Fakat burada unutulmaması gereken konu bu savaşlarda yalnızca Türk’lerin çarpışmadığıdır. Bu topraklarda adaletin devam etmesini isteyen Türk, Kürt, Ermeni ve Arap’lar birlikte savaşmıştır. Sarıkamış ve Çanakkale’de Arap taburunun olduğunu biliyoruz. Kurtuluş savaşından daha fazla şehidin verildiği Antep savunmasında önemli rol oynamış olan Karayılan’nın o zaman için dağlarda yaşayan eşkiyalık yapan bir Kürt olduğunu ve Antep’in kurtuluşunda Fellah olarak isimlendirilen birçok Mısır’lının savaştığını kaç kişi biliyor. Şovenist düşünce yüzünde bu tür bilgiler hep gizli kaldı. Ülkenin birçok yerinde farklı ırk ve milletten insanlar bu topraklar için savaştı. Fakat gelgör ki bugün ne bir arap ne bir kürt için şehitlik yapılmadı. Mesele bu yargıları yok etmektir. Bu bölgede birçok ülke mandacı olmadı belki ama Saddamcılık, Kaddaficilik, Arap Milliyetçiliği ve Türk Milliyetçiliği gibi iç işgalcilik bu bölgede daha çok güç kaybettirdi. Araplarla Türkler arasındaki nefrette Cemal Paşa’nın Osmanlıcılık düşüncesinin etkili olduğunu da unutmamalıyız. Son olarak Osmanlı ve Arap ihanetinin doğru olmadığı ve bunun Filistin ile ilişkilendirilmesi konusunda Cengiz Çandar’ın “Sharon’cu vicdansızlar-Filistin yalanları.” yazısının okunmasını tavsiye ederim. “İngilizlerin ağızlerına bir parmak bal sürmesiyle, Osmanlı’ya baş kaldırmışlardır. Güya Diyarbakır, Suriyeden başlayıp, Arap Yarımadası da dahil olmak üzere tüm bölge Araplara verilecek. Bu kanıya nasıl vardığınızı hangi tarihsel belgeleri kullandığınızı gerçekten bilmiyorum ve ilk defa duyuyorum.İngilizler Filistini kuşatmaya çalıştıklarında Osmanlı askerleri bunun karşısında önemli bir direnç gösterip başarılı oldular. Fakat daha sonra eşi bir yahudi olan Cemal Paşa döneminde ağır savaş şartlarından dolayı Filistin İngilizlere terk edilerek İstanbul’a geri dönüldü. O bölgeye yahudilerin taşınmasını Filistinlerin olduğu gibi kabul ettiğini söylememiz haksızlık olur. Büyük Kudus eyleminin yapılması ve seçilmiş kişilerin Londra’ya gidip Balfour Deklarasyonu’nunu kabul etmediklerini ve bunun sonucunda İngiliz’leri şartları daha da ağırlaştırıp sözde Filistinlerin lehine olan Churchill Beyaz Bildirisi’ni yayınladığını da biliyoruz. Ayrıca o dönemde Filistin’de söz hakkına sahip olan Kudüs müftüsünün bir Türk olduğunu saklamamalıyız. O kadar mücadeleye rağmen 1948’de İsrail Devleti’nin kuruluşunundan sonra Arap-İsrail Savaşları başladı. Yani bu adamlar hiç savaşmadılar demek yanlış olur. Fakat savaş sonrasında yine bugün Mısır gibi komşu arap ülkeleri ve İsrail kazançlı Filistin halkı ise kaybederek çıktı. Filistin bu sefer kendi içinde birçok gizli teşkilat oluşturmaya başladı. Tıpkı Türkiye’de bir zamanlar yapıldığı gibi. Bunların başında da Yaser Arafat’ın liderliğindeki el-Fetih örgütüydü. El-Fetih’in temel düşüncesi Filistin topraklarında Müslüman, Yahudi ve Hristiyanların eşit haklara sahip olmasıydı.Fakat o dönemde ne yazık ki El-Fetih ve FKÖ hem İsrail ile uğraşmak hem de içerdeki hain örgütlerle uğraşmak zorunda kaldılar. O dönemdeki birçok başarı sizin kendi yorumunuzda küçümsediğiniz 1988 İntifada’sıyla gerçekleşti ve İshak Rabin ile barış anlaşması yapıldı. Fakat İsrail’deki derin devlet bunu bile kabullenmeyip kendi başkanları İshak Rabin’i öldürdüler. Zamanla Filistin içerisinde örgütlerin birbirine düştüğü konusunda haklısınız ama bu her ülkede olur. Fakat bugün El-Fetih’in yaptığı şey ülkesini satmaktır. Aynı durum Afganistan’da olmadı mı. Yıllarca omuz omuza çarpışan gruplar daha sonra birbirlerini yediler. Aynı durum Türkiye’de de yapılmaya çalışıldı, çalışılıyor. Yıllarca komşu olan Türk ve Kürt’ler birbirine düşürülmeye aralarına kin ve nefret tohumları ekilmeye çalışılıyor.Eğer geçmişte birkaç kişinin yaptığı hatalardan yol çıkarak milletin başına birşey geldiğinde milletin bunu hakkettiğini söylersek o zaman Türkiye’de Diyarbakır hapishanesinde yapılmış olan hatalar nedeniyle Kürt milletçiliğinin tetiklendiğini ve bugün PKK’nın döktüğü kanın Türkiye’nin hakkettiğini söylemek zorunda kalırız. Aynı durum 12 Eylül için de geçerlidir. Onun için olaylara bu kadar avamca bakmamız doğru olmaz. Bugün Gazze konusunda bile uyumlu olamayıp Gazze’yi iç siyasetin malzemesi yaptık.Filistinlilerin topraklarını savunmadıklarını yazıyoruz. Elinizi vicdanınıza koyun lütfen bugün İsrail’in yapmak istediği şey halkı Gazze’den çıkarmak değil mi onları oradan uzaklaştırmak değil mi. Neden Filistin halkı hala gemiyi terketmiyor. Savaş olmadan önce de aç susuz Gazze’de yaşamaya devam ettiler. Ellerinde silahları olmasa da kaleyi terketmemeliler. Ve yaşlarının ufak oluşunu küçümsediğiniz 1987 İntifada’sı, filistinlerin kadın, çocuk hep birlikte İsrail işgaline karşı başlattıkları direnişin kendisi değil miydi. Ve bu intifada bırakın toplarla, füzelerle bir taşla başladı. Aynı şekilde ikinci intifada Ariel Şaron’un sadece Mescidi Aksa’yı ziyaretinden dolayı başlamadı mı. Bu direnişte binlerce Filistinli öldü. Ve ne yazık ki bu direnişleri bugün hain olan Mısır aracılığıyla Mahmud Abbas ve Ariel Şaron arasındaki barışla bitirilmeye çalışıldı. Ardından İsrail, gizlice halkın arasında karışıp toplumu yönlendiren direnişçilere karşı suikastlar düzenledi. Liderleri, hükümetleri çöpe atın halktan bahsedelim. Bu halkın pasif olduğunu, İngilizlere peşkeş çektiğini söylememizin hesabı ağır olur. Kurtuluş savaşında ölenlerin çoğunun yaş ortalamasının 18-19, Çanakkale’de birçok alayın yaş ortalamasının 22-23 olduğunu ve bu gençlerin ellerinde çok güçlü silahları olmadığını yabana atamayız. Filistin halkı kendilerine ihanet eden hükümetlerine karşı çıktığı zaman bunu bir iç savaş olarak değerlendiriyoruz. Bu iş başka nasıl olacak. Sırf komşular “bunların birbirlerine düştüler” demesinler diye topraklarının işgal edilmesin göz yumanlara sessiz mi kalacaklar. Aynı bakış açısını bir aile olarak düşündüğümüzde Ortadoğu’daki ülkeler için de düşünebiliriz. Ortadoğu’nun kendi içinde büyük iç karışıklık yok mu. İçinde Türkiye’nin de bulunduğu bu Mısır, İran, İrak, Suriye kendi aralarında anlaşabiliyor mı. Komşuluk ilişkilerimiz daha düne kadar ne düzeyde olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu da dışarıya Ortadoğu’da bir iç çatışmanın olduğu havasını vermektedir. Oysa Avrupa’da zamanında Almanya’nın ne zaman canı sıkılsa Paris’i bombalardı. Bu topraklardan daha fazla kan döküldü Avrupa’da. Ama bugün dün birbirini boğazlayan bu ülkeler kanka oldular. Ortadoğu ülkelerinin de geçmişi, milliyetçiliği, mezhepciliği bir kenara bırakıp birlikte hareket etmesi gerekir. Ve bunun başını da Türkiye çekmelidir. Bizi bu bölgedeki diğer ülkelerden ayıran şey bu bölgede adaleti, gerçeği yaymış olan 600 yüzyıllık imparatorluktan geliyor olmamızdır. Filistin’in bizi bu kadar acıtmasının, bu kadar sokağa dökülmemizin, tepki göstermemizin nedeni Filistin’i 400 yıl yönetmiş olmamızdan, oranın tapularının bize ait oluşundan ve en önemlisi toprak kaybetmenin, işgal edilmenin ne olduğunu iliklerimize kadar hissediyor olmamızdır. Fakat gelgör ki arap halkı mitinglerde Türkiye’yi örnek alsa da bugün bizi çok ta takan yok. Ortak barışı sağlamak için boyumuz çok kısa geliyor. Bence en çok ta bunu düşünmeli, özeleştiri yapmalıyız. İçte ve dışta yahudi lobisine bağlı olduğumuz sürece boyumuz uzamayacak, sesimizi kimse duymayacak. Peki sevgili “sadece vatandaş” sizce bu mandacılık değil de nedir? Evet birgün bütün bunlar bitecek ama Bağdat, Kudüs, Gazze, Şam, Kahire, Kabil, İstanbul . . . kalmadıktan sonra, sabır gülleri filizlenip gönüller zalimce vurulduktan sonra bitse ne yazar bitmese ne yazar.Aslında bu konu böyle uzar gider. Anlıyorum ki sizin araplara karşı ciddi bir antipatiniz var. Ama bugün mesele Arap veya Türk değil mesele İsrail’in vahşetidir. Filistin müslüman olmasaydı da bu vahşete karşı çıkacaktım. Fakat Filistin bir ortadoğu veya bir arap ülkesinden ziyade benim için bir şuurdur. Konu Gazze veya Kudüs olunca gözüm onların arap olduğunu görmez bile. Ve son olarak Allah’ın Filistin’lilere en büyük mükafatı mutlaka bir toprak parçası olmak zorunda değildir. Çünkü onlar için hergün Muharrem her yer Kerbela olacaktır. Ve eğer peygamberden bahsediyorsak peygamberin Milliyetçilikle ilgili lanetini unutmamalıyız. Vatanı sevmek ayrı birşey milliyetçilik ayrı birşey. Bugün yapılması gereken şey dinsel ve tarihsel analizler yapmak yerine elimize bir taş alıp o çocuklar gibi İsrail’e fırlatmaktır.

    Cevapla
  6. Sıradan Vatandaş

    Düşünceleriniz çok karamsar bir yapıda ve genel olarak bize dayatılmak istenen düşünceleri kapsıyor. Araplara Arap Krallığı sözü verildiği doğrudur, ama tarihte pek dillendirilmez. Söz tutulmamıştır, o ayrı bir konu. İkinci olarak, İngilizler ve Fransızlar Mısır’dan ortadoğuya doğru ilerlerken, Osmanlıya en büyük kazığı Araplar atmıştır ve Yahudiler de (Yahudi demeyelim de Siyonistler daha doğru) büyük katkılar sağlamıştır. Tarihte yine pek anlatılmaz ama, Araplar Osmanlı’nın bölgeye ulaşmasını engellemek için ellerinden geleni yapmışlardır. Demiryolları ve yollar kundaklanmıştır. Lawrence olayı hikaye değil gerçektir. Artı Araplardan kasıtım, bugün Ortadoğu denilen topraklarda yaşayan, bedevi kökenli Araplardır. Suudiler, Iraklılar vs.Bir başka konu da şu. Diyorsunuz ki İsrail’in hedefi Filistinlileri bölgeden ebediyen çıkarmak. Peki ya Filistinlilerin amacı ne. İsraillilerin hepsini denize dökmek. Eğer iki toplum birbirine karşı aynı emeli güderek yaşıyorsa, o zaman iki topluma da bu konuda hak veremeyiz. Şimdi derseniz ki Araplar burada yaşıyordu, zamanında da Yahudiler yaşıyordu. Bu biraz şuna dönüyor; “mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi”. Kimse bir toprak üzerinde tarihi göstererek hak iddia edemez. Önemli olan bugündür. Bugün güçlü olan, toprağı elinde tutar. Yarın bir başkası, bu böyle sürer gider. İstanbul zamanında bize mi aitti?Üçüncüsü, her ülke çıkarı için yaşar. Yaşar Nuri’yi kimse sevmez ama güzel bir söz söyledi: Dostluk insanlar arasında olur, ülkeler arasında dostluk olmaz” diye. Haklı da. Her ülke çıkarı için yaşar. Çıkarı neyse ona gider. Bir ülke bir ülkeyi çıkar ilişkisi dışında umursamaz. Öyle gözüküyorsa bile, mutlaka bunun altında bir çıkarı vardır.Dördüncüsü, eğer Filistinlilerin elinde bugün silahları yoksa, bu yine kendi acizlikleridir. Senelerce pasif kalan, çalışmayan, sürekli birşeyleri bahane gösteren bir toplumun elinde güçlü bir ordu bulunmasını bekleyemezsiniz zaten. Zalimler hep olmuştur, olacaktır da. Ama sen sürekli olarak zalimleri bahane gösterirsen hiçbir şey yapamazsın. Sen güçlü olmazsan, sen vatanına sahip olmazsan, öteki gelir buna sahip olur, İstanbul’u da alır, Kudüs’ü de alır, Kerkük’ü de alır.Peki o zaman biraz realist olalım. İsrail Filistinlileri sürmek istiyor. Amerika Ortadoğu’da kuklalar yaratmak ve bölgeyi sonuna kadar sömürmek istiyor. Diğer ülkeler de (Türkiye’de dahil), bir vesileyle bu oyundan bir pay koparmak istiyor. Amerika için Türkiye, ya da başka bir ülke önemli değil. Önemli olan kendi çıkarı. Türkiye için de durum aynı. Diğer ülkeler için de. Dediğim gibi herkes kendini düşünüyor. Peki bu olaylar ceryan ederken, bir ülke öküzün trene bakması gibi olaylara boş boş bakarsa ne olur. O fırtınanın içinde kaybolur gider. Filistin’in başına gelen de bu. Boş yere insanlık propogandası yapmaya gerek yok. Gerçeği görüp ona göre hareket etmek gerekiyor. Herkesten insan olmasını bekleyemezsin. Herkes insan olsaydı, ortalık güllük gülistanlık olurdu zaten. Bu devirde ayakta kalmanın yolu: Etrafı iyi gözlemleyeceksin, oluşacak olayları önceden sezecek ve gardını alacaksın. Hele ki Ortadoğu gibi bir yerde. Bunun yapmayan bir toplum, kim ne derse desin yok olacaktır. Günümüz realitesi budur. Tarihteki realite de buydu. Geleceğin realitesi de bu olacak. Çünkü işin orjininde insan olduğu müddetçe olay hep aynı olacaktır. Güçlü olan kazanacaktır. Doğrudur ya da yanlıştır, bunun hesabını madem ki bizler Allah’ın göreceğine inanıyoruz; işin bu kısmını Allah’a bırakıp, bizler bu durum içinde üstümüze düşeni yapmalıyız.Ve son realite. Diyelim ki tüm Dünya bir oldu İsrail’in üzerine yürüdü. Hatta İsrail’i bölgeden attı. Ne olacak peki. İnsanıyormusun ki orada sorunlar bitecek. Ya da Filistinlilerin topraklarına sahip çıkıp, geçmişten ders alıp birlik beraberlik içinde yaşayacaklarına inanıyormusun. Ben inanmıyorum.Ve Türkiye’ye gelelim. Eğer Türkiye, bunca olaya rağmen hala ayakta kalabiliyorsa, bu ülkede millet olma, toplum olma bilincinin yerleşmiş olmasındandır. Öteki berikinin provakasyonlarıyla bölünmeyecek kadar güçlü bir ülke olmasındandır. Türkiye asla ikiye üçe bölünüp birbirine savaş ilan etmemiştir. Sorunlar olmuştur, ma bu duruma düşmemiştir. Zaten birgün düşerse, bu onun sonu olacaktır. Bu ülke de bunun sonuna kadar bilincindedir. Evet her ülkede böyle şeyler olur. Ama güçlü olanlar, birlik olanlar bu fırtınalardan sağ salim ayakta kalarak kurtulabilirler. Diğerleri ise savrulur gider. Filistin bu ikinci gruba giriyor.Ve son olarak söylüyorum. Hiçbir şey için geç değildir. Filistinliler bugün için şapkalarını önüne alıp düşünmeye başlasalar, yaptıkları haltlardan ders çıkarsalar, bugün için zafere ulaşacaklardır. Ben buna inanıyorum. Tarihte hiçbir toplum görülmemiştirki, hakkı için hakkıyla savaşmış olsun ve kaybetmiş olsun. Müslüman veya değil, hiç farketmez. Dediğim gibi Allah hakkı, hakedene tamamiyle verir. Yeterki bunu hak et.Ve en son olark da bir not. Kurandaki bu ayetler hem bu dünyayı hem öteki dünyayı kapsayacak şekilde geniş bir manayı kapsamaktadır. Burada insanların birşeyi hakettiklerinden dem vurmaz. Burada söylenmek istenen, insanların başına gelen herşeyin, nedeninin yine insan olduğudur. Yani örnek olarak, başına bir bomba düşerse, bu bombayı Allah değil bir kul atmıştır. Bir trafik kazasında sakatlanırsan, buna Allah değil kendini bilmez bir sürücü neden olmuştur. Eğer yurdundan kovulmuşsan, Allah değil kul kovmuştur seni yurdundan. Ama tabi iyice genele gidersen, herşey Allah’tandır. Allah istemese bir yaprak bile kımıldamaz. Ama bu ayetlerde belirtilen durum tamamen bu. Ve düşünen bir insan, olayların hep böyle gerçekleştiğini bilir.

    Cevapla
  7. Sıradan Vatandaş

    Ve ek olarak, iki toplum da beraberce yaşamayı istemediği, bunu beceremediği müddetçe bu olayların bir sonu gelmeyecektir. Bugün İsrail güçlüdür, Araplara zulmediyor. Öncesine baktığımızda da, zayıf olan Yahudilere zulmediliyordu. Güçlü olan güçsüz olana zulmediyor. Bugün Filistinliler güçlense, bu sefer de gidip İsrail’e zulmedecekler. Bu kısır döngü bu dünyada kırılamayacak gibi.

    Cevapla
  8. Sıradan Vatandaş

    Eğer eline bir taş alıp sen de İsraillilere fırlatırsan, o zaman onlardan bir farkın kalmamış olur. Eğer amaç dünyaya barışı getirmekse, bu barışı gidip savaşarak getiremezsin. Savaş son çaredir. İsrail ile Filistin arasında bir savaş vardır. Bunu unutmamak gerekir. Ateşkesi bozan da Hamas’tır. Biz eğer birşey yapmak istiyorsak, bu duruma savaşmadan nasıl son veririz onu düşünmeliyiz. Bunun yolu da yine güçlü bir toplum olmaktan geçiyor. Eğer bugün Müslümanlar güçlü, birlik beraberlik içinde olan bir toplum olabilmiş olsaydı, bu duruma bir tek kurşun bile atmadan son verebilirlerdi. Hatta ki bu olaylar hiç yaşanmazdı bile. Biz bu duruma bir son veremiyorsak, bugün Müslüman toplumunun bu kadar aciz bir durumda olmasındandır.Araplara garezim yok, ama Müslümanlığı dünyaya bu kadar rezil bir şekilde tanıttıkları için onlara büyük bir öfke duyuyorum. Kuranın temelinde duran bir toplumun bu kadar aciz ve aşağı bir durumda olması kanıma dokunuyor.Ve bizi takan yok diyorsun, ama bizi takmayan sade Araplar galiba. Batı bizi öyle bir takıyor ki kimsenin haberi yok. Çünkü çaktırmıyorlar, çünkü kendi acizliklerini alelen göstermek istemiyorlar. Çok kötü bir şekilde kuyruk acıları var. Oralarda görev yapan tüm bürokratlar bunu dile getiriyor. İçten içe Türklere karşı büyük korku ve saygı var. Öyle olmadığını söylüyorlar ama öyle. Bunu bizzat yaşamış insanlar söylüyor. Bugün Türkiye bunca ülkenin kıskacı altındaysa, bu onların korkusundan ileri gelmekte. Lütfen ülkemizi küçümsemeyelim. Eğer birgün bu ülke yıkılırsa, bunun sebebini dışarıda değil içimizde aramamız gerekir. Biz binlerce yıldır ayakta ve güçlü kalabilmişsek, bunu birlik ve beraberliğimize borçluyuz. Bunu da unutmamak gerekiyor. Artı, ben Türkler derken sade Türk milletinden bahsetmiyorum. O topraklarda yaşamış, o ruhu tatmış tüm insanlardan bahsediyorum. Bunun içinde Türkü de var, Kürtü de var, Ermenisi de var, Alevisi de var. Kendini bu toplumun bir parçası gören herkes var. Bugün Türkiye’den bunca sert çıkış varken, İsrail neden açıp ağzını birşey söylemiyor. Hiç düşündün mü? Adamlar Türkiye’yi iyi tanıyor ve tarihten gelen güzel anıları var. Sorunsuzca, mutluluk içinde yaşayabildikleri tek bir ülke vardı, O da Osmanlı. Hem bu güzel anılar, hem de Türkiye’ye karşı duyulan çekingenlik. Türkiye 30-40 sene öncesindeki aciz ülke değil artık. Tüm sorunlara rağmen gelişmeye, güçlenmeye devam eden bir ülke.

    Cevapla
  9. Ahmet Kaymaz Yazar

    Birileri krallık sözü almış, Osmanlı’ya ihanet edilmiş, Lawrence olayı gerçekten yaşanılmış . . . Sağlam referanslara dayandırılmayan, insanların iyi niyetini-kafasını bulandırmak için ortaya atılmış kendi deyiminizle tarihin yazmadığı, dillendirmediği şeyler yazıyorsunuz. Bu konuda daha fazla birşey yazmak istemiyorum. Bu bölgede birliğin olmadığı konusunda size katılıyorum“Kimse bir toprak üzerinde tarihi göstererek hak iddia edemez. Önemli olan bugündür. Bugün güçlü olan, toprağı elinde tutar.” cümlenizi hangi adalet sistemini gözönünde bulundurarak yazdınız bilmiyorum. Bu dünyanın kimseye kalmayacağı, kimsenin diğer tarafta mülkünü götürmeyeceği doğru ancak eğer “mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi” düşüncesine göre hareket edeceksek o zaman sokakta herkes birbirini boğazlasın. Herkes başkasının mallarını yağmalasın. Güçlü olan sadece Allah’tır. O yüzden o kimi uygun görürse ona mülkü, toprağı verir. Nitekim “De ki: Allah’ım! Ey mülkün sahibi! Sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü alırsın. (Al-i İmrân-26)” ayeti de bunu anlatmaktadır. Toprak feodalizmine yeşil ışık yakmak, gücü mübah görmek, zayıfların zayıf oldukları için yaşadıklarını hakkettiklerini düşünmek, ülkeleri ve onun çıkarlarını insanların üstünde görmek hiç te, insanlara yürek/can/duygu taşımıyormuş gibi maddi ve nikelce bakmak onları tanklarla, fosfor bombalarıyla değerlendirmek, “Filistin’in de olsaydı bombaları onlar da İsrail’i vursaydı” demek insani değildir. Bu cümleler çok dünya, modernizm, kapitalizm kokuyor ve güçlü olduğu için Sabra-Şatilla katliamını gerçekleştiren Beyrut kasabı Şaron’u meşrulaştırıyor. Bu yüzden bu formattaki cümleleri sevmiyorum.Bütün bunların sebebinin Hamas olmadığını, Filistin güçsüzlüğünün olmadığını, tek sebebinin İsrail’in işgal alışkanlığı olduğunu ve bu yüzden hiç bir zaman Filistin’e yaşam hakkı tanınmadığını bilmemiz gerekir. Filistin’i Hamas’a indirgememek haksızlık olur. Filistin’in de tembel tembel oturmayıp kendini güçlendirmesi, bombalarını yapması gerektiğini yazıyorsunuz. Peki bütün bunları ne zaman yapacaktır, profesyonel bir orduyu ne zaman kuracaktı. Ayrıca Filistin halkı kin ve nefretle doğmuyor, insanoğluna düşmanca bakmadığı için bomba stoğu yapma ihtiyacı duymadı. Oysa siyonizm bütün dünyayı kendine tehlike olarak görür. O yüzden kendini hep koruma almak istemiştir. Çünkü haksız, işgalci olduğunu bilir. 40 yıldır ambargo altından olan hiçbir ülkeyle maddi ilişkisi olmayan dış ülkelerin siyonist korkusunda bırak bomba malzemesi vermeyi, satmayı pirinç bile vermediği, yıllarca hayatları mülteci kamplarından geçen bir ülke ne zaman ve hangi ortamda yapacaktı. 1948 yılında Filistin işgal edildiğinde insanları zorla püskürtülerek Gazze’de bu küçük kara parçasına binlerce mülteci kampında yaşamak zorunda bırakılmadı. 1967’de Gazze de siyonistlerce işgal edilir ve bölgenin askeri açıdan kontrol edilmesi için Gazze’ye 20-30 civarı yerleşim birimi inşa edilir. Yerleşim birimleri neredeyse Gazze’nin yarısını meşgul eder. 1994’deki Kahire anlaşmasıyla Gazze Filistin Özerk Yönetimi’ne devredildi ama siyonistler yerleşim birimlerini kapatmadı ve askerlerini geri çekmediler. Oslo anlaşması aracılığıyla dışarıdan olan filistinlerin içeriye alınmadığını buna karşın değişik ülkelerden yahudilerin nakledildiğini biliyoruz. Filistinlerin asıl vatanları ve toprakları üzerinde İsrail hâkimiyetini resmileştirildi. Yapılan anlaşmalar sembolik olup mültecilere, Gazze’lilere hiçbirşey kazandırmadı. II. İntifada’dan sonra ambargo şartları daha da ağırlaştırıldı. Mültecilerin evlerine geri dönülmesine hiçbir zaman izin verilmedi. Ve o gündür bugündür onların oradan çıkmasına izin verilmedi. Hatta içlerinden birkaç yiğit çıkıp birşey yapmak istedilerse de hayatlarıyla bu bedeli ödediler. Oradaki yaşamın nasıl olduğunu biliyorum. 1982’de Sabra ve Şatilla katliamını gerçekleştiren Lübnanlı Falanjist militanların siyonist rejim tarafından yönetildiğini bizzat yakın geçmiş tarihin kendisi yazar. Mülteci kampı gördünüz mü hiç bilmiyorum. Ama ben gördüm. Birlikte yaşamaktan bahsediyorsunuz Allah aşkına kendi ırkına bu şekilde bakan ve teolojik olarak gerekirse bütün dünyayı ateşe vermeyi düşünen bir kafayla nasıl aynı mekanı paylaşabilirsin. Biz medeni insanlar geçimsiz bir komşuya bile dayanamıyoruz. Bu komşunun ikide bir evimizi işgal ettiğini, ev halkını tehdit ettiğini, apartmandan onun izni olmadan dışarı çıkamadığımızı, bize misafirliğe gelenleri kapıdan içeri almadığını, elimizden maddi manevi herşeyi aldıklarını düşünelim. Gerçekten hala bu kadar realist olabilecek misiniz. “Filistinliler güçlense, bu sefer de gidip İsrail’e zulmedecekler.” Bu cümleyi lütfen yeniden yeniden okuyunuz. Anlatım bozukluğunu veya dilbilgisi hatasını bulmak için değil. Birkaç filistinliyle konuşarak, onların hangi düşünceyle hangi kitaptan beslendiklerini gözönünde bulundurarak cümleyi yeniden okuyalım ve gerekirse değiştirelim. Daha islamiyetin olmadığı dönemlerde Kenanlıların, Gibonluların yaşadığı Amalika kavminin hayat sürdüğü dönemlerden tutun da Hz. Süleyman dönemindeki altın çağa, o zamandan tutun da Osmanlı’nın Filistin’deki 400 yıllık hakimiyetine kadar hangi süreçte ve ne zaman Filistin birilerine haksızlık etti. Filistin bölgesine ilk işgal eden kişinin bir İsrail kralı olan Talut’un olduğunu bilmek için fazla araştırmacı-gazeteci-tarihçi olmaya gerek yok. Bir Arap olan Hz. Ömer, bir Kürt olan Selahattin Eyyubi ve bir Türk olan Yavuz Sultan Süleyman zamanında haksız yere kan dökülmediği halde dünyada ne değişti de Kosova, Bosna, Karabağ, Çeçenistan, Sudan, Somali, Afganistan, Irak, Filistin’de kan gövdeyi götürdü. Haaytı hainlikle geçmiş olan Şerif Hüseyin’inin sadece Osmanlıya değil Filistin halkına da hainlik ettiğini unutuyoruz. Batı Yaka’yı olduğu gibi yahudilere veren bu herif halkın direnişinden dolayı Doğu Yaka’yı verememişti. Ayrıca İntifa’nın yükseldiği 1988’de filistinleri yalnız bıraktı. İntifadanın yapıldığı bölgelerde insanları maddi ambargoyla sıkıştırdı. HAMAS’ın daha sonra “Dışı tatlı içi ise zehirden acı olan bir şeydi.” dedikleri tekliflerle kendi halkına ihanet etti. Yani demem o ki; tarihte yaşanılmış tek bir haini tüm Filistin halkına genellemek ve onun da hain olduğunu söyleyen bu direnişçilere kapılarımızı kapatmamız adil olmaz. “Ateşkesi bozanın HAMAS olduğunu” söylüyorsunuz. Sanırım çok Aydın Doğan medyası okuyorsunuz. Bence resme bir de tersten bakmayı deneyelim.Karamsar mıyım, duygusal mıyım bunu bilmiyorum, bildiğim tek şey içimin yandığı, ciğerimin yandığı, canımın acıdığı ve öfkeli olduğumdur. Bir sokak kavgasından bahsetmiyoruz kadınların, çocukların, sivillerin öldüğü, gıda depolarının, ibadethanelerin, okulların vurulduğu, 360 km²lik alanda yaşayan 1.5 milyon insanın son 1 yıldır aç, susuz, hayatsız bırakıldığı, dünya hükümetlerinin üç maymunu oynadığı, insanların maddi yardım yaparak sorumluluklarını yerine getirdiğini düşündüğü, çocukların yüzlerinin bile titreyerek hastanelere getirildiği kahpe bir savaştan bahsediyoruz. Bu yüzden ne tarihi ne diplomasiyi ne de medeniyet çatışmasını bilmek istemiyorum. Bilmek istediğim bundan sonra bu bölgedeki insanlar bundan ders alacak mı, birlik ve diri olabilecek mi.Bütün bu yaşanılanlara neden sadece mütedeyyin insanlar, fakir halk, güce-otoriteye boyun eğmeyen gençler tepki gösteriyor. Neden insanların gününü, hayatını ona göre düzenlediği yazılı/görsel medya bu yaşanılanları okuyucularından, izleyicilerinden saklıyor. Onlara olduğu gibi aktarmıyor. Adı Muhammed Hüsnü Mübarek olan bir adam nasıl bu kadar katı kalpli ve ödlek olabiliyor. Nasıl sokaktaki yığın bu kadar duyarsız olabiliyor. Bu kadar yığın, bulanık bilginin olduğu, sanallığın, yalanın kol gezdiği bir dünyada realist olmak nasıl olacak. “Ülke sadece çıkarlarını korur” cümlesinde Ülke ne demek, çıkar ne demek. Belki bildiğim belki merak etmediğim belki önemsemediğim için bunların hiçbirinin yanıtını istemiyorum. Bu yüzden izninizle bu konuyu burada kapatmak istiyorum.

    Cevapla
  10. ...

    “Son söz olarak İsrail’in nasıl kurulduğunu yeniden araştırmamızın ve Arapların Osmanlıya ihanet ettiğinin doğru olmadığını ve 1-2 kişinin bunu yapmış olsa da bunun tüm halka genelleştirilmeyeceğini, yarın Filistin’in yerinde bizim olma ihtimalin olduğunu bilmemizin daha doğru olacağını düşünüyorum.” Ahmet Kaymaz.
    Teşekkürler. Böyle düşünen insanların kalmadığını zannediyordum. Tebrik ederim.

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.